Haber Başlıkları

Sosyal medyada terörist propagandaya karşı yeterince mücadele etmemekle suçlanan ve cinayet, dayak, intihar, çocuk istismarı gibi suç ve aşırılık içeren şiddet videolarının yayınlandığı bir yer haline gelen Facebook, kullanıcılarının söz konusu paylaşımlarını kaldırma çalışmalarına hız verdi.

Facebook Avrupa, Ortadoğu ve Asya Kamu Politikaları Başkan Yardımcısı Richard Allan firmanın blog sayfasında yaptığı açıklamada, iki ay içinde haftada 66 bin paylaşımın silindiğini bildirdi.

Firma ayrıca, insanların ırk, cinsiyet ve diğer "korunan özelliklere" saldırıyı nefret söylemi olarak tanımlarken, 2 milyar kullanıcının gördüğü nefret söylemini rapor etmesini istedi.

Kullanıcılardan gelen ihbarlar incelendikten sonra paylaşımların silinip silinmemesine karar verildiğini duyuran Facebook, bu konuda 4 bin 500 çalışanın görev yaptığını ve gelecek yıl bu konuda görev yapmak üzere 3 bin kişinin daha işe alınacağını duyurdu.

Facebook CEO'su Zuckerburg de konuyla ilgili açıklamasında "Şayet güvenli bir topluluk kurmak istiyorsak, çok hızlı cevap vermeliyiz. Videoları daha hızlı rapor etme konusunda çalışmalar yürütüyoruz. Böylelikle bir an önce doğru zamanda harekete geçebileceğiz." ifadelerini kullandı.

Kaspersky Lab'in fidye yazılımı tehditleri hakkında yayınladığı yıllık rapordan derlediği bilgilere göre, fidyeci siber korsanlar Nisan 2016-Mart 2017 döneminde en fazla Türkiye'ye saldırırken, Türkiye'de siber saldırıya uğrayan insanlar arasında fidye saldırısına maruz kalanların oranı yüzde 7,93 oldu.

Sıralamada Türkiye'yi yüzde 7,52 ile Vietnam, yüzde 7,06 ile Hindistan, yüzde 6,62 ile İtalya, yüzde 6,25 ile Bangladeş ve yüzde 5,98 ile Japonya takip etti.

Raporda dikkati çeken bir diğer nokta ise, 2015-2016 yılındaki sıralamada yer almayan Türkiye, Bangladeş, Japonya, İran ve İspanya yüzde 5’i aşan oranlarla listeye bu sene giriş yaptı.

İlk on ülke içerisinde önceki rapor dönemine göre en çok artış yaşayan ülkeler ise Japonya, Türkiye ve Vietnam oldu. İstatistiklere göre, bu ülkeler 2016-2017 döneminde Crysis ve Locky adlı fidye yazılımı ailelerine bağlı artış yaşadılar.

KORUNMAK İÇİN NE YAPMALI?

Rapora göre bilgisayar kullanıcıları fidyeci "hacker"lardan korunmak için verilerini düzenli olarak depolamalı ve kullandıkları antivirüs programlarının "Sistem İzleyici" fonksiyonlarını açık tutmayı unutmamalı.

Kurumsal bilgisayar kullanıcıları ise her zaman her verinin bir yedeğini bulundurmalı ve bilgi teknolojileri (IT) personelini eğitmeli.

Fidye yazılımı saldırılarının kurbanı olan bireysel ve kurumsal kullanıcılar durumu zaman kaybetmeden en yakınındaki emniyet teşkilatına bildirmeli.

Android Cihaz Yöneticisi, kayıp ya da çalıntı cihazınızı bulmanıza yardımcı olacak şık bir araç. Her Android kullanıcısının Android Cihaz Yöneticisi kullanmasının gerekli olduğunu gösteren bir örnek, Reddit üzerinden yayınlandı. Reddit üzerinden yazılmış bir yazıda, Android telefon sahibi bir kadın, Android Cihaz Yöneticisi özelliği sayesinde kaybettiği telefonu hızlı bir şekilde nasıl bulduğunu anlatmış.

ÇALINAN TELEFONUNU BU YÖNTEMLE ANINDA BULDU!

Teknolojioku sitesinde yer alan habere göre Nexus 6P sahibi kadın, otobüse binerken bir hırsız tarafından ustalıkla telefonu cebinden alındı. Telefon parmak izi tarayıcı ve PIN kodu tarafından şifreliydi ancak, önemli kartların hepsi telefon ile kullandığı kılıfın içindeydi. Yani o hırsız, kart bilgileri ile hesaplarına erişim sağlayabilirdi.

Kadın telefonun yerini bulmak için Android Cihaz Yöneticisi özelliğini hatırladı. Masaüstü bilgisayardan Android Cihaz Yöneticisine girdi ve telefonun ona sadece 20 dakikalık bir uzaklıkta olduğunu gördü. Bir arkadaşı aracılığıyla hedefe geldi ve hedefte paniklemiş 16 yaşında bir çocuk hırsız olduğunu öğrendi. Hırsızlık mağduru kadın, karşısına 16 yaşında bir çocuk çıktığı için şanslı olduğunu, eli silahlı azılı bir suçlunun da çıkabileceğini belirtmiş. Android Cihaz Yöneticisi etkin olduğu sürece kaybolan ve çalınan Android cihazlarınızı bulmanız daha kolay olacaktır.

TÜBİTAK kurulan Karbon 14 Laboratuvarında organik kalıntıların tarihlendirilmesi ve yaş tayini alanlarında 50 bin yıl geriye gidilebilecek. TÜBİTAK'tan yapılan açıklamaya göre, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezine (TÜBİTAK MAM) bağlı Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsünde, "Ortadoğu ve Balkanların en gelişmiş" Karbon 14 Laboratuvarı faaliyete geçti.

İLK YAŞ TAYİNİ YAPILDI

Laboratuvarda ilk olarak Hatay Aççana Höyük'ten alınan 4 bin yıllık bir çitlembik tohumu ile bir zeytin çekirdeğinin gerçek yaş tayini yapıldı. Karbon 14 yöntemi, Hızlandırılmış Kütle Spektroskopisi (AMS) teknolojisine dayanıyor. AMS ile atomları düz bir çizgide 20 metrelik bir hat üzerinde seyahat ettiriyor.

CERN'DEKİ BÜYÜK HADRON ÇARPIŞTIRICISININ TEKNOLOJİSİNE BENZER

Temel mantığı, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısında kullanılan teknolojiyle benzer. Atomik boyutta çalışıldığı için laboratuvarın kurulumu büyük bir titizlikle gerçekleştirildi. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezinde kurulan Karbon 14 Laboratuvarının kurulum aşamasında, tersine beyin göçü ile ülkemize Japonya ve Amerika’da çalışmalar yapmış bir ekip yer alıyor.

50 BİN YIL GERİYE GİDİLEBİLİYOR

TÜBİTAK MAM, belli bir sıra dahilinde numune kabullerine başlanan laboratuvar için arkeolojik kazı ekipleri ve müze müdürlükleriyle görüşmelere başladı. Açıklamada görüşlerine yer verilen TÜBİTAK MAM Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr.Abdullah Karaman, karbon 14 yöntemi ile organik kalıntıların tarihlendirilmesi ve yaş tayini alanlarında 50 bin yıl geriye gidilebildiğini ifade etti.

UYGULAMA ALANLARINDA SINIR YOK

Karbon 14 yönteminin uygulama alanlarının sınır tanımadığını belirten Karaman, "Örneğin, geçmişte bir fay hattında hangi aralıklarla deprem meydana geldiğini ya da eski bir eserin yaşını tayin edebilir ya da karbon elementini iz olarak kullanarak ilaçların vücudumuzdaki seyrini takip edebiliriz." bilgisini verdi.

19 ÜLKEDE VAR

TÜBİTAK MAM İş Geliştirme Yöneticisi Nuh Yılmaz ise bu teknolojinin dünyada yalnızca 19 ülkede aktif olarak hizmet verdiğini bilgisini verdi. Yılmaz, Laboratuvarın Türkiye gibi tarih öncesi ve sonrası birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve ender jeolojik ve tektonik bir coğrafyada yer alan bir ülke için kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’ndeki (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın (LHC) yerine yapılacak Geleceğin Dairesel Çarpıştırcısı (FCC) projesine Türkiye’den İstanbul Üniversitesi (İÜ) öncülüğünde 7 üniversite imza attı. Evrenin büyük bölümünü oluşturan karanlık madde üzerinde yıllardır çalışma yapan nükleer bilimciler, LHC ile proton parçacıklarını rekor hızda çarpıştırarak yüzyılın deneyini yaptılar. Şimdi ise gelecek yüzyılın deneyine hazırlanıyorlar.

BU DAHA BAŞLANGIÇ

İÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sehban Kartal, projenin geleceğe yönelik büyük bir adım  olduğunu belirterek “29 ülkeden katılım olacak. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’na bakacak olursak ilk çalışmaları 1990’larda yapılmaya başlandı.  Arka planda yıllarca süren bir çalışma var. Geleceğin Dairesel Hızlandırıcıları Projesi de henüz başlangıç aşamasında. Biz de bu deneye tam üye olarak katılmak için ikili anlaşma imzaladık” dedi. Türkiye’den 7 üniversitenin projeye katkı sağladığını aktaran Kartal, “Makine mühendisinden elektrik mühendisine kadar aklınıza gelebilecek her konu CERN’de karşılık bulabiliyor. Proje kapsamında deneylerin ilk çalışmaları bu odalarda, bilgisayarlarda ilk önce simülasyonlarla başlayacak, prototipler yapılacak, detektörler geliştirilecek” ifadelerini kullandı.

ARAŞTIRMACIYA DESTEK

Genç araştırmacıların desteklenmesi ve teşvik edilmesinin önemine dikkati çeken Kartal, şunları kaydetti: “Projede yer almak isteyenlere çağrı yapılacak. Bilim adamlarına verilebilecek her maddi desteğin mutlaka geri dönüşü olacaktır. Bu Türkiye’de yetenekli, geleceği parlak öğrencileri temel bilime kazandırmak açısından büyük bir fırsat. TÜBİTAK, TAEK ve TÜBA gibi kurumların onları desteklemesi çok önemli. Projede çalışacak araştırmacılara baştan bir maddi destek sağlanarak daha sonraki dönemde projenin gidişatı takip edilebilir.”  

Uzay dünyasında birçok bilinmezler bulunuyorken, üzerinde birçok teori üretilen ancak hala günümüzde yaklaşacak bir teknolojinin bulunmadığı kara delikler hep bir merak uyandırmıştır. Şu anda bilinenlere göre kendi galaksisine sahip olan bu kozmik cisimlerden oldukça farklı olanı keşfedildi.

Chandra X Işını Gözlemevi’nde astronomlar tarafından başıboş bir süper kütleli karadelik keşfedildi.

Süper kütleli kara delik, hem de kütlesi Güneş’in 100 bin katı kadar, bizden 4,5 milyar ışık yılı mesafede bir galaksinin uçlarında gezerken keşfedildi. Astronomlara göre önceden bir galaksinin merkezinde olan bu devasa kara delik, kendi galaksisi başka biriyle birleşince evsiz kaldı ve o sırada ordan geçmekte olan galaksiye tutundu.

Kara delikler, kütlelerine göre üç farklı sınıfa ayrılıyorlar. En küçük olanları,Yıldız kara delikler, 16 km çapına kadar genişliyor ve kütleleri de 20 Güneş'in toplamı kadar. Biraz daha büyüdüğünde ise Orta kara delikler meydana çıkıyor. Bu objelerin kütleleri ise 100 ile 100 bin Güneş’in toplamı kadar. Ve son olarak,Dev ya da Süper Kütleli kara delikler, 100 bin ile 10 milyar Güneş kütlesine sahipler.

Orta ve Dev kara delikler doğal olarak galaksilerin merkezlerinde bulunuyorlar. Ancak son zamanlarda astonomlar teorilerden yola çıkarak hepsinin galaksi merkezlerinde olmasına gerek olmadığını, başı boş dolaşan kara delikler olabileceğini de öne sürdüler. Bu ancak iki tane kara delik merkezli galaksinin birleşmesiyle meydana gelebilirdi. Tabi ki iki lider bir galaksiye çok geleceğinden kara deliklerden daha az kütleye sahip olan oradan atılıyor ve evsiz kalmaya mahkum ediliyor.

Kara delikler doğaları gereği aşırı yüksek olan çekim kuvvetlerine sahipler. Bu nedenle gözlenmesi mümkün olmayan kozmik cisimleri ancak X-Işınlarıyla gözlemleyebiliyoruz. X-Işınlarının oluşma nedeni ise kara delik kendine yaklaşan tüm materyalleri o kadar hızlı hareket ettiriyor ki çok yüksek sıcaklıklara ulaşan maddeler inanılmaz miktarlarda X-Işını yaymaya başlıyorlar.

Bundan önce de başıboş gezen bir kaç kara delik keşfedilmiş olsa da hiç biri bunun kadar etkileyici değildi. Bu yalnız canavar şimdiye kadar keşfedilmiş en parlak yalnız kara delikten 10 kat daha fazla X-Işınıyla parlıyor.

Bize zarar vermek için fazla uzakta yer alan GJ1417+52 kara deliği, her ne kadar özel bir isme sahip olmasa da, bilimsel gelişmelere ve evrenin oluşumunu anlamamıza büyük katkı sağlayacak.

.

.

.

Advertisement
En son haberleri e-posta ile almak için lütfen e-postanızı yazın.