Nurofen'in farklı isimlerle satılan 4 ağrı kesici ilacının da aslında birbirinden farklı olmadığı ortaya çıkınca, gözler yeniden sağlık üzerinde yapılan spekülasyonlara çevrildi. Avustralya Federal Mahkemesi, ağrı kesici markası Nurofen'i üreten Reckitt Benckiser'i tüketicileri yanılttığı gerekçesiyle 1.7 milyon Avustralya doları ( 3,64 milyon TL) para cezasına çarptırdı. Avustralya Rekabet ve Tüketici Komisyonu (ACCC) resmi sayfasından yapılan açıklamada, Federal Mahkeme'nin Nurofen'in her ağrı için farklı bir ağrı kesici ürünü olduğunu belirtmesinin doğru olmadığı, bu sebeple firmanın Avustralya tüketici yasalarını ihlal ettiği sonucuna vardığı belirtildi. Federal Mahkeme, Nurofen bel ağrısı, Nurofen migren ağrısı, Nurofen baş ağrısı ve Nurofen adet ağrısı gibi ağrı kesici hapların aslında birbirinden farklı olmadığının ortaya çıkması üzerine şirketi 3,64 milyon lira ödemeye mahkum etti. Dava geçtiğimiz yıl ACCC tarafından açılmıştı. 

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu,“Diyabetle Kaliteli Yaşam” projesinin tanıtım toplantısında katıldı. Toplantıda konuşmacılar tarafından diyabetli hastalarının yaşamlarının kalitesinin arttırılması konularına ilişkin açıklamalar yapıldı. Sağlık Bakanlığı öncülüğünde gerçekleştirilen projenin paydaşları arasında, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği, İstanbul Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü, Gaziantep İl Halk Sağlığı Müdürlüğü ve AstraZeneca bulunuyor. Proje’nin pilot şehri olarak Gaziantep seçilirken, proje kapsamında diyabetli hastalara eğitimden, yaşam kalitelerinin yükseltilmesine kadar bir çok konu işlenecek.
Projenin açılış konuşmasını yapan Bakan Müezzinoğlu, diyabet hastalığının günlük yaşamı olumsuz etkilediğine değinerek, “Gerek bugün kronik hastalık yükü anlamında insanlarımızı kaybettiğimiz hastalık nedenleri başında gelen hastalıkların yüzde 60’ının bu nedenle kaybediyoruz. Yüzde 60’ını kronik hastalık nedeniyle kaybettiğimiz bu yükün en önemli nedenleri de bu saydığımız 3 ve ya 4 başlıktır. Bu kronik hastalık yükünün en önemli ve yaşam kalitesini en çok olumsuz etkileyen hastalık ise diyabettir. O zaman diyabeti iyi bilmek, iyi tanımak ve onunla birlikte iyi bir yaşam sürebilmek gerekir. Sağlıklı yaşamı yönetmekte yaptığımız hataları yapmamalıyız. Diyabet ile birlikte sağlıklı ve kaliteli yaşamın gereklerini yapmalıyız” dedi.“BÜTÇENİN 5’TE 1’İ DİYABET HASTALARINA HARCANIYOR”
Sağlık için finanse edilen bütçenin asgari 5’te 1’inin diyabetik hastalar için harcandığını ifade eden Müezzinoğlu, “Ama asgari söylediğimizde bütçemizin 5'te 1’ini buraya harcıyoruz. Komplikasyonlara ise harcanan bu paranın 4’te 3’ünü harcıyoruz. Peki komplikasyonlarda harcadığımız para mı önemli, yoksa komplikasyona muhatap olmuş hastanın yaşam kalitesinin olumsuzluğu mu önemli olan. Geçtiğimiz pazartesi günü Bakanlar Kurulunda bununla ilgili sunumu yaptığımızda hükümetimizden ve Başbakanımızdan da desteği aldık. İnşallah önümdeki süreçte bu alan Türkiye’nin öncelikli yönetmesi gereken alanların başında olacak. Çünkü biz kronik hastalık yüküne karşı hem bu yükün ön tedbirlerini hem de kronik hastalık grubundaki insanlara yaklaşık tavrımızı, onları eğiten onları bilinçlendiren onları yalnız reçete eden değiliz. Çünkü reçete etmek sorunun yüzde 30’unu çözüyor. Yüzde 70’ini çözemiyor. İşi reçete ederek değil, bilinçlendirerek, eğiterek çözeriz. Eğitimi de hastaya değil hasta yakınına ve çevresi ile olan iletişime, yaşam tarzındaki değişiklikleri ve yalnızca hastaya şunları şunları değişeceksin diyemeyiz” diye konuştu.

Dişlerinizi günde istediğiniz kadar fırçalayabilirsiniz ama tekniğiniz doğru değilse bu sizin için tamamen vakit kaybıdır. Bikarbonat, tartar temizlemede çok etkili bir yöntemdir. Bir tutam tuz ve bir çorba kaşığı bikorbonatı karıştırp dişlerinizi bu karışım ile fırçaladığınızda tartarların yoğun bir şekilde temizlendiğini göreceksiniz. Yapmanız gereken tek şey diş fırçanızı elma sirkesine batırıp dişlerinizi fırçalamak ve su ile durulamak hepsi bu.
Gerekenler : 4 yemek kaşığı ayçiçeği tohumu, 4 yemek kaşığı ıhlamur çiçeği, 1 lt su. Hazırlanışı; Bütün malzemeleri bir kaba koyun. Bu karışımı su dolu bir kaba yerleştirin ve kısık ateşte yarım saat pişirin. Bu karışım ile dişlerinizi her yemekten sonra çalkalayın. 

Prof. Dr. Sinan Yavuz, dünyada her yıl yaklaşık 450 bin kadının meme kanseri sebebiyle hayatını kaybettiğini, erken teşhisin hayat kurtardığını söyledi.Prof. Dr. Sinan Yavuz, kadınlarda erkeklere göre çok daha sık görülen meme kanserinde erken teşhisin hem meme koruyucu cerrahi şansı doğurduğunu hem de hayat kurtarıcı bir tedaviyi mümkün kıldığını söyledi. Prof. Yavuz, “Günümüzdeki tedavi yöntemleriyle uzun yaşam sürelerine ulaşılan bu hastalık grubunda, memenin korunarak radikal cerrahi tedavilerinin uygulanabiliyor olması bir kadın için çok önemli. Gerçekleştirilen meme kanseri farkındalık çalışmaları ile kadınların bilgi seviyeleri yükselse bile, erken teşhiste çok önemli bir rol oynayan mamografik tarama, hekim muayenesi ve kendi kendini muayene etme çoğu zaman ihmal ediliyor” dedi. 
AĞRISIZ VE BÜYÜYEN HASTALIK DİKKAT 
Meme kanserinin en sık rastlanan belirtisinin memede ağrısız, zamanla büyüyen bir kitlenin hissedilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Sinan Yavuz, “Hastaların çok azında ağrı belirtisi de görülebiliyor. Daha nadir olarak memede çekintiler, deride kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş ya da bozulmalar ve meme ucunun hassaslaşması veya içe dönmesi gibi belirtiler de olabiliyor. Sanılanın aksine, ağrı ve kanlı akıntı ileri evrelerde ortaya çıkıyor” diye konuştu. 
RUTİN TARAMA TESTLERİ ASLA ATLANMAMALI
Memesini kaybeden kadının ruhsal sıkıntılar yaşamasının olası olduğunu belirten Prof. Dr. Sinan Yavuz, günümüzde uygun tarama testleriyle meme kanserinin erken teşhis edilmesinin hayat kurtarıcı bir role sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yavuz, rutin olarak yapılması gereken testleri şöyle anlattı: 
“Ailesinde kanser öyküsü olmayan ve standart risk grubunu oluşturan kadınlarda 20 yaşından itibaren aylık kendi kendine meme muayenesine başlanması; 35 yaşından itibaren yıllık klinik meme muayenelerinin hekim tarafından gerçekleştirilmesi öneriliyor. 40 yaşından sonra 2 yılda bir, 50 yaşından itibaren ise her yıl mamografik tarama testlerinin başlatılması erken tanı için son derece önemli bulunuyor.” 
HASTALARDA AİLE ÖYKÜSÜ... 
Prof. Dr. Sinan Yavuz, kadının anne veya kardeşi gibi birinci dereceden yakınının menopoz dönemi öncesi meme kanseri olması durumunda riskin çok daha fazla yükseldiğini belirtti. Bu kişilerin ciddi bir tıbbi takipte olmaları gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, şunları kaydetti: 
“Birinci derece yakınlarında meme kanseri, yumurtalık kanseri, rahim kanseri, kolon kanseri ile prostat kanseri öyküsü olan kadınlar yüksek risk grubuna giriyor. Özellikle anne veya kız kardeşlerinde meme kanseri olan kadınlar yüksek risk altında bulunuyor. Aile bireylerinden en genç kanser teşhisi alan kişinin, tanı anındaki yaşından 10 yıl öncesinde tarama testlerinin başlatılması gerekiyor." 

Diğer Makaleler...

En son haberleri e-posta ile almak için lütfen e-postanızı yazın.