Haber Başlıkları

Cihan imparatoru Osmanlı pâdişahlarının neredeyse hepsi birer meslek sahibiydi…Tarih Osmanlı’yı Osmanlı yapan ve bugün bile hayırla yâd edilen Osmanlı pâdişahlarının devletin hazinesini çar çur edip, har vurup harman savurmadığını ortaya koyuyor. Öyle ki kendi şahsi ihtiyaçlarını devlet hazinesinden değil kendi uğraşları ile giderdikleri birçok kaynakta belirtiliyor.

PARA BİLE KAZANIYORLARDI

Hatta devlet hazinesine dokunulmasını yasaklayan bir kanun çıkarmışlar ve bu kanuna da bütün pâdişahlar uymuştur. Her birinin devlet yönetiminin yanında ayrıca uğraştıkları, hatta para kazandıkları bir meslekleri de vardı.

I. MAHMUD’UN EL İŞLERİ PAZARDA SATILIRDI

Mesela: I. Mahmud, çeşitli el işleri yapar ve bunları pazarda sattırırdı. Aldığı paranın bir kısmıyla ihtiyaçlarını karşılar, diğer kısmını da sadaka olarak dağıtırdı. Hatta onun bu hâline şaşıran bir veziri: “Pâdişahım, milletin hazinesi sizin demektir. O halde niçin böyle uğraşırsınız?” deyince, pâdişah şu veciz cevabı verir: “Milletin hazinesini millete harcamak gerek. İnsanın alın teri dökerek çalışıp, kazandığı paranın zevki bir başkadır”.

Pâdişahların bir çoğu çalışıp para kazanıyordu. İşte diğer pâdişahların meslekleri…

I. MEHMED (ÇELEBİ MEHMED)

Yay ve kiriş ustasıdır. Bu işin piri (ustası) olduğu için kendisine “yay gerdiren” manasına gelen “kürüşçü” adıyla da anılmaktadır. Aynı zamanda avcıdır.

II. MEHMED (FATİH SULTAN MEHMED)

Bahçıvandır. Gülleri aşılama ve ağaç yetiştirme konusunda beceriklidir. Aynı zamanda bir kitap kurdu ve koleksiyoncusudur. Haritalar üzerine çalışmalar yapmış ve harita meraklısıdır. Fâtih, ayrıca ok için parmağa takılan yüzükler, kemer tokaları ve kılıç kınları da imal ederdi. Bütün bu özelliklerinin yanında ünlü bir şairdir.

II. BAYEZİD

Hattattır. Bu konuda icazeti vardır. Ayrıca okçuluğa meraklı olduğu için, bütün ok imâl edenleri İstanbul’da buluştururmuş. Marangoz olduğu da bilinmektedir. Aynı zamanda şairdir.

I. SELİM (YAVUZ SULTAN SELİM)

Kuyumcudur. Çok kitap okur. Bir kitap kurdu olduğu bilinmektedir. Hatta denilir ki çok okumaktan gözleri bozulmuştu. Bu yüzden gözlük takan tek padişahtır. Ayrıca kitap okurken, satırları takipte kullanılan altından hilâller yapardı. Bu hilâllerin uç kısımlarına kıymetli taşlar yerleştirirdi. Ok atmayı sever ve iyi bir yay ustasıdır. Aynı zamanda iyi bir silahşordur.

I. SÜLEYMAN (KANUNÎ SULTAN SÜLEYMAN)

Kuyumcudur. İtalyan kuyumculuk sanatının örneklerini uygulayacak kadar işinde mahirdir. Aynı zamanda kunduracı yani kavaftır.

II. SELİM

Hacıların Hac yolunda kullanmaları için hilâl şeklinde asalar yapıp, bunları hacılara dağıttırırdı. II. Selim, aynı zamanda şairdir.

III. MURAD

Ok yapardı. Şairdir. Hüsnü hat sahibidir. Yani hattattır.

I.İBRAHİM

Hacıların asalarına hilâller yapardı. Aynı zamanda bağa işçiliğinde de mahirdi. Yani bağa işçiliği (deniz kablumbağasının kabuğundan yapılan kaşık, tesbih, vb. ürünler) yapardı.

III. MEHMED

Kaşık ustasıdır. Okçuların kullandığı özel yüzükler yapardı. Padişah, “Yüzükçüler Loncası” üyesiydi. Yaptığı kaşıkların saplarını inci, mercan yakut vb. taşlarla süslerdi ve süslemecilik sanatı olan hakkaklıkta önemli bir yeri vardır. Aynı zamanda şairdir.

I. AHMED

Kaşık ustasıdır. Okçuların kullandığı özel yüzükler (asalar) yapardı. Bu merakı yüzünden “Kemankeşler Loncası (yani okçular- loncası)” üyesiydi. Çerkez kamçıları işlemekte ustadır. Şairdir.

II. OSMAN

Saraççılığa ilgi duyardı. Bindiği atların eyerlerini kendi yapardı. Ancak ne acıdır ki bu padişah, tahtan indirilip, yeniçerilerin eline geçtikten sonra, son yolculuğuna eğersiz bir ata bindirilerek gitmiştir..

IV. MURAD

Güzel yazı yazan bir hattat ve aynı zamanda şairdir. Kemankeşlikte (okçulukta) mahirdir.

IV. MEHMED

Avcılığıyla ünlüdür. Bu yüzden “Avcı Mehmed” diye de anılır. Aynı zamanda şairdir. Bestekârdır. Askerî marşlar yazardı.

II. MUSTAFA

Şairdir. Hüsnü hat sahibidir. Ok atmada ustadır. Şairdir.

III. AHMED

Hattattır. Şairdir. Fakat onu diğer padişahlardan ayıran bir yönü de hanımlar arasında gergef işlemeye meraklı olmasıdır.

I. MAHMUD

Birden fazla mesleği vardır. Kantaşı üzerine mühür kazırdı. Abanoz ve fildişinden hilâller (kürdanlar) yapardı. “Hilâl”i merak edenlere anlatayım. Hilâl, kemik ve şimşir gibi sert ağaçlardan yapılan, kulak ve diş temizliğinde kullanılan, ucu sivri, arka tarafı kaşık gibi enli bir alettir. I. Mahmud bu hilâllerden yapardı. Mücevher işlerdi. Oymacılıkla da ilgilenirdi. Çok yönlü bir pâdişah olan I. Mahmud, bütün bu yaptıklarını pazarda sattırır, parasıyla ihtiyaçlarını giderir, sadaka verirdi. Aynı zamanda şairdi.

III. SELİM

Şair ve bestekârdır. Aynı zamanda mükemmel bir silah ustasıdır. Tüfeklerin gez ve arpacıklarını ince hesaplarla çok mükemmel yaptığı için kurşunlar hedefi şaşmıyordu.

II. MAHMUD

Üslûp sahibi bir hattattır. Müzisyendir. Kuyumcudur. Sedef işlemeciliği yapar.

I. ABDÜLMECİD

Modern bir ressam, Batı usûlü alafranga besteler yapan bir bestekârdır. Abdülaziz’in oğlu Şehzâde Seyfeddin Efendi ise mahyacıdır. Ramazan mahyalarını o hazırlamaktadır. Aynı zamanda şairdir.

I. ABDÜLAZİZ

Ünlü bir pehlivandır. Kalaycı olduğuna dair belgeler vardır.

V. MURAD

Çok iyi bir piyanisttir. Bestekârdır. Ressamdır.

II. ABDÜLHAMİD

Marangozdur. Bu meslekteki inceliği ve tasarımı rakipsizdir. Ayrıca kakmacılık ve süsleme sanatıyla da uğraşmıştır. Amerika’da açılan bir dünya sergisinde marangozluk ve doğramacılık dalında birincilik almıştır.

Bir asırdır kayaların arasından sönmeden alevlerin çıktığı Antalya'nın Kemer ilçesindeki Yanartaş'ı gelecek yıl yaklaşık 100 bin kişinin ziyaret etmesi hedefleniyor. Antalya'nın Kemer ilçesine bağlı Çıralı köyündeki Yanartaş'a gelecek yıl yaklaşık 100 bin turistin gelmesi hedefleniyor. Çıralı köyünde bulunan ve adını Yunan mitolojisinde ateş saçan yaratık "Chimera"dan alan Yanartaş'ta kayaların arasından yüzlerce yıldır alev çıkıyor.

Olympos-Beydağları Sahil Milli Parkı içerisinde yer alan, Çıralı Plajı'na 1 kilometre uzaklıktaki Yanartaş, deniz seviyesinden yaklaşık 250 metre yükseklikte bulunuyor. Yaya olarak patikalar ve merdivenlerden çıkılarak ulaşılan Yanartaş, Likya Yolu üzerinde yer alması ve Roma dönemine ait bir kilisenin bulunması dolayısıyla da özellikle tarih ve doğa severlerin ilgisini çekiyor.

Yanartaş işletme sahibi Mustafa Köylüoğlu, Yanartaş'ın örneğinin dünyada olmadığını ve Türkiye'ye ekonomik anlamda büyük katkı sağladığını belirterek, "Yanartaş gibi bir yer dünyada başka bir yerde yok. Dünyada turizm bitse, Yanartaş'ta bitmez. Yanartaş'ın bazı sorunları var. Ziyaretçilerden bazıları alevlerin başında şişe falan kırıyorlar. Bu tür olayların önlemini almak için kamera sistemi kurulmasını istiyoruz." diye konuştu.

Balayı tatilinde Yanartaş'ı gördüler

Balayı tatili için Bursa'dan Kemer'e gelen ve Yanartaş'ı ziyaret eden Uğur ve Ceren Cengiz çifti de Yanartaş'ı çok beğendiklerini söyledi. Ceren Cengiz, amaçlarının Olimpos'ta tatil yapmak olduğunu ancak rivayete göre ilk olimpiyat ateşinin yandığı Yanartaş'ı görmeye geldiklerini kaydetti. Yanartaş'ı görmeye Olimpos'tan yürüyerek geldiklerini anlatan Cengiz, yaklaşık 5-6 kilometre yol yürüdüklerini ancak Yanartaş'ı görmeye değdiğini söyledi. Uğur Cengiz ise Yanartaş'ın doğasıyla eşsiz bir yer olduğunu ve hayran kaldıklarını belirtti. Cengiz, Yanartaş'ın biraz daha temiz olmasının daha iyi olacağını da sözlerine ekledi.

Rize Belediyesi’nce “15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı Projesi” kapsamında Atatürk Caddesi girişinde iş makineleriyle kazı çalışması başlatıldı. Alanın 2 metre altına inilen kazı sırasında iş makinesinin kepçesine mezar taşları takıldı. Görevlilerce yüzeye çıkartılan mezar taşları, koruma altına alınmak üzere Müze Müdürlüğü yetkililerine teslim edildi. Kazıdan çıkarılan taşları inceleyen araştırmacı Recep Koyuncu, gazetecilere yaptığı açıklamada, mezar taşlarının bulunduğu alanın 1925 yılında mezarlık olduğunu söyledi. Koyuncu, “Belediyenin yapmış olduğu çalışmada eski mezarlardan kalıntılar çıktı. Taşlardan birinin üzerinde Şerife Zeynep adlı kadına ait olduğu yazıyor. Tarih ise 280 yıl öncesini gösteriyor. Bu alandan başka mezar taşları da çıkacaktır.” dedi.
Şu an dek iki tane mezar kitabesi, üç tane de ayak süslemesi olmak üzere 5 parça çıktığını belirten Koyuncu, “Mezar taşlarının daha fazlası eski adliye binasının oradan çıkarılacaktır. Orada mezar sayısı daha fazlaydı” dedi.

Şeyh Camisi imamı Mehmet Salih Güney ise mezar taşlarının 300 yılık olduğunu belirterek, “Birisinde tarih var ama kırılmış. Mezar taşlarının biri kadın mezarına ait. Hicri 1148 tarihli. Mezar taşında Şerife Zeynep yazıyor.” diye konuştu.

Arkeologlar, Karadeniz’in dibinde, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına ait 40’tan fazla iyi durumda gemi tespit etti. Daily Mail’in haberine göre Karadeniz Sualtı Arkeolojisi Projesi ekibi, 1.800 metre derinliğindeki deniz dibini taramak için uzaktan kumandalı iki cihaz kullandı. Cihazlardan biri yüksek çözünürlüklü 3D resimler yaparken ikincisi projektörleri, lazer tarayıcıları ve kameraları taşıyarak arazi hakkında bilgi topladı.

Ekibin başkanı Prof. Dr. John Adams, “Projemizin temel görevi, gemilerin yattığı yerleri tespit etmek için jeofizik çalışmaları yapmak ve ayrıca Karadeniz’in hikayesini anlatacak verileri toplamak” dedi.

Batan gemilerin kaplamalarını inceleyerek iskeletinin resimlerini çeken arkeologlar, oksijen eksikliği nedeniyle, gemilerin iyi korunduğunu kaydetti. Aramalar, Bizans’ı diğer ülkelere bağlayan eski güzergahlara uygun olarak gerçekleştirildi.

Yabancı ülkelerden vatandaşlık almak her bölgeye göre farklılık göstermektedir. 

1) Amerika Birleşik Devletleri

Bu ülkede yaşamanın 3 yolu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi yeşilkart alarak 5 yıl boyunca yasal olarak ABD'de oturmaktır. Ayrıca 18 yaşını doldurmuş olmak ve ingilizce konuşmak da şarttır. Yeşilkart'ı almak için her yıl yapılan çekilişe katılabilirsiniz. Eğer maddi durumunuz iyi ise 500.000-1.000.000 dolarlık bir yatırım yaparak kartı kolayca alabilirsiniz. 2. yolda bir ABD vatandaşıyla evlenmeniz gerekiyor. Daha sonra 3 yıl ülkede oturarak vatandaşlığa başvurabilirsiniz. 3. yol oldukça farklı. ABD ordusunda askerlik yapmak zorundasınız. Bunun yanında iyi bir şekilde ingilizce bilmeli ve Amerikan tarihi ve kültürü hakkında bilgi sahibi olmalısınız. 

2) İspanya

Büyük bir ekonomik kriz yaşayan ülkede durumu fırsata döndürebilirsiniz. Oturma izni alarak 10 yıl boyunca bu ülkede yaşayarak vatandaşlık hakkı kazanabilirsiniz. Bunun yanında mültecilerle 5 yıl Ibero, Andorra, Filipinler ve Portekiz vatandaşlarıyla 2, İspanyol vatandaşlarıyla 1 yıl evli kalınarak İspanya vatandaşlığına geçilmektedir. 

3) Kanada

Kanada vatandaşı olmak için 3 yıl boyunca bu ülkede oturmuş olmak gereklidir. Bunun yanında İngilizce ve Fransızca dillerinden birini akıcı bir şekilde konuşabiliyor olmalısınız. Ayrıca Kanada'nın tarihi, kanunları, devlet politikaları hakkında bilginiz yoksa vatandaşlık sınavına girmek zorundasınız. Eğer yeterli servetiniz varsa 800 bin Kanada doları (1 milyon 450 bin TL) değerinde yatırım yaparak vatandaşlığa başvurabilirsiniz.

4) Fransa

Fransa'da yasal olarak 5 yıl boyunca burada ikamet ederseniz, vatandaşlık için başvurabilirsiniz. Öte yandan bu ülkede üniversite eğitimi gördüyseniz 2 yıllık bir süre yeterli oluyor. Ancak 18 yaşını doldurmuş olmak ve akıcı bir şekilde Fransızca biliyor olmak gerekiyor. Bunun yanında 4 yıl bir Fransız vatandaşıyla evli kalırsanız aynı şekilde vatandaşlığa başvurabilirsiniz.

5) Belçika

Belçika'da yaşamak diğer ülkelere göre çok daha kolay Yasal olarak 3 yıl boyunca bu ülkede oturarak vatandaşlık alabilirsiniz.

6) Japonya

Japonya'da yaşayabilmek için 5 yıl boyunca yasal olarak bu ülkede oturmuş olmanız gerekiyor. Bunun yanında geçiminizi sağlayacak bir işinizin olması ve iyi derecede Japonca konuşabiliyor olmalısınız. Öte yandan sicilinizin temiz olması, suç teşkil edecek bir davranışınızın bulunmaması şartı da vardır. 

7) Ukrayna

Ukrayna'da 5 yıl yasal olarak oturarak vatandaşlık başvurusunda bulunabilirsiniz. Bunun yanında ülkenin anayasasını ve kültürünü iyi bir biçimde bilmeniz gerekli ve ukraynacayı akıcı olarak konuşmanız gerekiyor.

8) Almanya

Almanya'da 8 yıl boyunca ikamet ederek vatandaşlığa başvurabilirsiniz. Bunun yanında Almanca bilmeli ve 16 yaşını doldurmuş olmanız gerekmektedir. Öte yandan 5 yıl bu ülkede yaşayıp, 2 yılda bir Alman vatandaşıyla evli kalırsanız vatandaşlık hakkı elde edebilirsiniz.

9) Yunanistan

Ekonomik bunalım içinde olan Yunanistan'dan 300 bin Euro ve üstü gayrimenkul satın alarak 5 yıl oturma izni alınabilmektedir. 7 yıl boyunca bu ülkede oturarak vatandaşlık için başvurabilirsiniz.

10) Rusya

Rusya'da sadece yasal olarak 5 yıl boyunca oturarak vatandaşlık hakkı elde edebilirsiniz.

11) İsviçre

İsviçre'de yaşayabilmek oldukça zordur. 12 yıl boyunca ülkede yasal olarak yaşamış olmak gerekiyor. Bunun yanında bir İsviçre vatandaşıyla 3 yıl evli kalıp 5 yılda bu ülkede oturduysanız vatandaşlığa başvurabilirsiniz.

12) İngiltere

İngiltere'de vatandaşlığa başvurabilmek için 18 yaşını doldurmanız ve 5 yıl boyunca ülkede ikamet etmeniz gerekir. Bunun yanında 200 bin sterlin (575 bin TL) değerinde bir yatırım yaparak oturma izni alabilirsiniz. Fakat İngilizce bilmeli, bunun yanında geçiminizi sağlayacak bir işinizin olduğunu göstermek zorundasınız. Bu şekilde 5 yıl sonra vatandaşlık alabilirsiniz. 

13) İtalya

İtalya'da vatandaşlık alabilmek için 10 yıl burada oturmak gereklidir. Bunun yanında 2 yıl boyunca bir İtalyan vatandaşıyla evli kalınarak vatandaşlık hakkı elde edebilirsiniz.

Kayseri merkezinden karayoluyla yarım saat uzaklıktaki Ağırnas beldesinde  Mimar Sinan 1489’da Ermeni ya da Rum bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. 21 yaşına kadar burada yaşamış. "Ağırnas olmasaydı ben de olmayacaktım, köyüm beni yetiştirdi" sözüyle doğduğu yere minnettarlığını belirtmiş.

Ağırnas bugün, Kayseri’nin Melikgazi ilçesine bağlı dört bin nüfuslu bir belde. Volkanik arazide kurulmuş. Verimli toprakları sınırlı. Tarlalardan her yıl verim alınamıyor, nadasa bırakmak gerekiyor. Tarım yapılamaması yüzyıllar önce kasaba halkını el sanatlarına yönelmeye teşvik etmiş. 15.yy kayıtlarına göre, kasabanın çoğunluğu Rum olan nüfusu dokumacılığa, taş ustalığına yönelmiş. Yine eski kayıtlar, kasabada üretilen kumaşların 17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’ya satıldığını gösteriyor. Ağırnas Boğası adlı ince pamuklu kumaşın şöhreti yüzyıllardır sürüyor. 
Aynı dönemde, kasabanın taş ustaları da Osmanlı İmparatorluğu’nun dört bir yanına dağılmış, önemli yapıların inşaatlarında çalışmış. Kahire, Edirne, Rodos, Girit, Kıbrıs, Şam, Belgrad, Halep gibi birbirinden çok uzak coğrafyalarda gördükleri kültürel değerleri kasabalarına taşımış. Dünyayla bu kadar yakın ilişkide olması Ağırnas’taki hayatın mimariden giyime, hatta mutfak kültürüne kadar zenginleşmesini sağlamış. Halkın Kayseri aksanı yerine İstanbul aksanıyla konuşması da bu özelliğe bağlanıyor.

MİMARİ ÖĞRENCİLERİNİ AĞIRLIYORLAR
Sinan’ın yaşadığı düşünülen evi, 1950’lerde, Prof.Dr. Afet İnan tespit etmiş. Geçtiğimiz yıllarda da Sinan’ın soyundan gelme Ahmet Öztaş’tan bu ev satın alınmış. Ev ilginç bir mimariye sahip. Bazı bölümleri, Kapadokya’daki benzerleri gibi kayalara oyulmuş. Bu kısımların Roma ve Bizans zamanından kaldığı düşünülüyor. Üstte ise Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde yapılmış katlar var. Başarılı bir restorasyondan sonra bu binada üniversite öğrencileri için yaz aylarında çeşitli faaliyetler düzenlemeye başlamışlar. Özellikle mimarlık ve güzel sanatlar öğrencileri tarihi bir ortamda keyifli zaman geçirip, eğitim alıyor. ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen’in de desteğiyle beldede çok güzel işlere imza atılmış. Ağırnas’a ilk kez öğrenciyken 1956 yılında gelen Prof. Dr. Metin Sözen’in "Çağların Mimarı Sinan" ve "Sinan Dönemi Sanatları" isimli iki kitabı var. Sözen, Ağırnas’ta yaratılan sinerjinin Türkiye’deki tüm tarihi kentlere yayılması için elinden geleni yapıyor. 

EVLERİN ALTINDAKİ DEHLİZLER YERALTI ŞEHİRLERİNE AÇILIYOR
Ağırnas’ın Rumları 1924’teki nüfus mübadelesinde topraklarını terk etmek zorunda kalmış. Geride bıraktıkları izler bugün de ayakta. Kasabanın dört kilisesinden biri, 1857’de yapılan Agios Prokipios restore edilmiş. Şu anda Ağırnas Kültür Sanat Müzesi olarak kullanılıyor.  Ağırnas’tan Yunanistan’a göçen Rumlar Gümülcine’de bir dernek kurmuş. Üyeleri arada bir ziyaret için buraya geliyor.
Muhteşem taş binaların olduğu ve birçok kişinin taş ustalığını sürdürdüğü Ağırnas’ın sokaklarında dolaşmak büyük keyif. Kasabada bezir yağı üretiminde kullanılan tarihi bezirhanelerin bir kısmı duruyor. Ağırnas’ta Mimar Sinan’ın yaptığı iki de çeşme bulunuyor. Kasabadaki eski Rum evleri dehlizlerle birbirine bağlanmış. Dehlizler tehlike anında kullanılmak üzere yeraltı şehirlerine açılıyor. Bazı evlerin girişinde eski sahiplerinin taşa kazınmış isimlerini görüyorsunuz. Birinde Yakovos Karatıraşoğlu adı okunuyor. Evin yeni sahipleri kasabanın diğer sakinleri gibi çok misafirperver. Hemen içeri buyur ediyor, elinize elmalar tutuşturuyor, evlerin altında bulunan ve kiler olarak kullanılan mağaraları gezdiriyor. Ayrıca Gülabsuyu dedikleri bir meyve suyu ikram ediyor. Yüzlerde gülümseme daim, yürekler ise hálá masumiyet çağında. Ağırnas’tan ayrılırken bize gönüllü rehberlik yapan 76 yaşındaki Hasan Özcan’ın büyük usta için yazdığı şiir aklıma geliyor:

Kanasın şu kalbim kanasın / Sen Ağırnas’ta doğmuş Abdülmenen oğlu Sinan’sın / Sanatınla dünyalara ün salmışın / Hanlar, hamamlar, kervansaraylar, köprülerle isim yapmışın / Eskileri doğurmuyor analar, yeni eserlerden çıkmaz manalar / Şu asırda betonarme binalar, iki yıl geçmeden çöküyor Sinan’ım...

ÜÇ PADİŞAHIN SARAY MİMARI
İmzasında "El Fakirül Hassai Ser Mimarani Sinan" yazan Mimar Sinan’ın (1489-1588) sadece İstanbul’da yüzün üzerinde eseri var. Kanuni, II.Selim ve III. Murad’a hizmet eden Sinan uzun yıllar Osmanlı ordusunda görev yaptıktan sonra, 1546 yılında saray mimarı olmuş. 1548’de ilk önemli işi olan İstanbul’daki Şehzade Camii’ni bitirmiş. Ardından Belgrad Ormanı’ndaki su kemerlerini ve Süleymaniye Camii’ni yapmış. 1569-1575 arasında Edirne’de ustalık eseri Selimiye Camii’ni inşa etmiş. Son yıllarını ise Mekke’deki Harem-i Şerif Camii’nin restorasyonuna harcamış. Klasik Osmanlı cami mimarisini mükemmelleştiren Sinan’ın eserleri arasında İstanbul’daki Büyükçekmece Köprüsü, Tophane-i Amire, Çemberlitaş Hamamı, Haseki Hürrem Sultan Hamamı, Fındıklı Molla Çelebi, Mihrimah Sultan, Piyale Paşa, Kılıç Ali Paşa, Rüstem Paşa ve Sokullu Mehmet Paşa camileri bulunuyor. Mütevazı bir hayat yaşayan mimarın sade türbesi Süleymaniye Camii kompleksi içinde.

MİMAR SİNAN'IN TORUNLARININ TAŞLA İMTİHANI

Mimar Sinan'ın doğduğu kasaba olan Kayseri Ağırnas'ta insanlar, babadan oğula geçen taş kırma mesleğini sürdürüyor. Tam anlamıyla ekmeklerini taştan çıkartan Mimar Sinan'ın torunları, taş ocaklarında duvar için kullanılmak üzere balyozla kestikleri taşın tanesini 75 kuruştan satıyor.

Gürültü yüzünden tartıştığı komşuları tarafından evinin önünde bıçaklanan ünlü sanatçı Orhan Ölmez sağlık durumunun iyi olduğunu açıkladı. Şarkıcı Orhan Ölmez gürültü yüzünden tartıştığı komşuları tarafından darp edilerek bıçaklandı. Halkalı'da bulunan bir sitede yaşayan ünlü sanatçı gürültü çıkardığı gerekçesiyle daha önce de sorun yaşadığı komşularıyla dün akşam saatlerinde tartıştı. Komşularına "Ev taşıyorsanız yardım edeyim" şeklinde uyarıda bulunan Ölmez daha sonra binadan çıkarak otoparka yöneldi. Alkollü oldukları iddia edilen 4 komşusu Ölmez'i otoparka kadar takip ederek burada darp etmeye başladı. Yaşanan arbede sırasında Ölmez'i bacağından bıçaklayan şahıslar otoparktan kaçtı. Olayın ardından hastaneye kaldırılan Ölmez'i sanatçı dostları yalnız bırakmadı. Ünlü müzisyeni hastanede ziyaret eden sanatçı dostları geçmiş oldun dileklerinde bulundu. Alişan da Ölmez'i hastanede ziyaret etti. 

Yaşananları anlatan Ölmez, “Ben müzisyenim sizin benden rahatsız olmanız lazım. 'Ev taşıyorsanız yardım edeyim' gibi kelimeleri seçerek konuştum. Arabadan zorla indirildim. Dün akşam saat 19.00 civarında falan oldu. Asıl olay sağ bacakta ama Allah'a şükür hayati değil. Ama 4 kişi tarafından darp edildik” şeklinde anlattı.

5 BIÇAK DARBESİ VAR

Orhan Ölmez, “Bir süredir devam eden bir gürültü durumu vardı. Artık en son 'arkadaşlar biraz daha sesiz olur musunuz? Ev mi taşıyorsunuz? dedim. Sonuç 4 kişinin darbı ve bıçaklanma oldu. Bıçak darbeleri çok hayati organlara gelmemiş. Ben mümkün olduğu kadar kelimeleri seçerek uyarılarda bulunmama rağmen arabamın anahtarını birisi aldı. Yani zorla arabamdan dışarıya çıkarılmaya çalışıldım. Dışarı çık bu çukurun içerisine seni atacağız gibi bir muameleyle karşılaştım. Sonuç bu oldu. 4 kişi tarafından darp edildim ve bıçaklandım. Ama bacakta 4 tane bıçak darbesi sağ bacakta bir tane de sol bacakta olmak üzere böyle bir bıçaklanma durumu oldu. Hayati bir durum söz konusu değilmiş doktorlar gereken her şeyi yaptılar. Bu tarz olaylarla ilgili bu kadar şiddet neden diyeceğimiz durumlarla ilgili ümit ediyorum cezai yaptırımlar fazlasıyla arttırılır” ifadelerini kullandı.

ARABAMIN ANAHTARINI ALDILAR

Ölmez sözlerine, “Daha önce tanımadığım insanlar. Bir hafta önce yine uyarı için üst kata çıktım. Dostane bir şekilde uyardım. Ben sizin alt komşunuzum diye belki bir iletişim yakalanabilir diye gittim. Bununla karşılaştım. Karşı taraf tarafından sözlü taciz tehditkar tavırlar. Birlikte asansörle indik. Bu sırada da devam etti bu olay. Arabama binip gitmekti benim çarem. En güzeli böyle bir şeye bulaşmadan. Fakat vale için gelen arkadaşı benim şoförüm sandılar o arkadaşı darp etmeye çalıştılar. Ben arabama bindim . Arabamın anahtarını birisi aldı. Üzerimdeki şaldan çekiliyorum. Şoför koltuğundayım yanımda yolcu koltuğuna birisi girdi. Yani neresinden bakarsak bakalım biz bu çukura girdik” diye devam etti.

4 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Orhan Ölmez'i darbedip bıçakla yaraladığı ileri sürülen 4 şüpheli gözaltına alındı. Küçükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri, Ölmez'in darbedilerek bıçakla yaralanmasına ilişkin yürüttüğü çalışma kapsamında, kimliğini tespit ettiği 4 şüpheliyi yakaladı.

Gözaltına alınan şüphelilerin Küçükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğündeki işlemleri devam ediyor.

Ünlü tiyatro sanatçısı Gönül Ülkü Özcan, akşam saatlerinde hayata veda etti. Özcan'ın torunu Tarık Ündüz yaptığı açıklamada, Özcan'ın Silivri'deki evinde vefat ettiğini söyledi. Sanatçının ilerleyen yaşının verdiği sağlık sorunları olduğunu kaydeden Ündüz, "Bugün ne yazık ki akşam saatlerinde vefat haberini almış bulunuyoruz. Çok acı tabii. Dedemi daha önce kaybetmiştik. Orada buluştular herhalde. Nurlar içinde uyusun. Tabii çok üzüntülüyüz." ifadelerini kullandı.

Gönül Ülkü Özcan kimdir?

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Özcan, 28 Şubat 1931'de İstanbul'da doğdu. Küçük yaşta, ailesinin desteğiyle 1947'de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü'ne girdi. 1962'de tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Gazanfer Özcan'la evlenene kadar Şehir Tiyatroları'nda çalışan sanatçı, daha sonra eşiyle birlikte Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu'nu kurdu.

Özcan, 2002'deki rahatsızlığına kadar kendi tiyatrolarında çalıştı. 2003'de yeniden sahnelere dönen sanatçı, az sayıda sinema filminde de rol aldı. Kuruntu Ailesi adlı bir diziyi eşi ve kadrosuyla birlikte 16 yıl oynayan sanatçı, "Sabahsız Geceler", "Satılmış Hayatlar", "Hürriyet Uğruna Mukaddes Yalan", "Vur Patlasın Çal Oynasın" isimli yapımların yanı sıra "Avrupa Yakası" ve "Yalan Dünya" isimli dizilerde rol aldı.

En son 2015'te "Yaz'ın Rüyası" adlı televizyon dizisinde oynayan usta oyuncu, 2014'de, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görüldü.

Gaziantep'te bulunan Nizip Konteyner Kentini ziyaret eden Lindsay Lohan, çocuklara oyuncak dağıttı, konteynerde kalan aileleri ziyaret etti. Lindsay Lohan, Gaziantep’in Nizip ilçesindeki Suriyeli sığınmacıların kaldığı konteyner kenti ziyaret etti. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Nizip Kaymakamı Hatun Sarıfakıoğulları ve diğer yetkililerce karşılanan ABD'li oyuncu, kendisine takdim eden Suriyeli çocuğu başından öptü.

İdari binada yetkililerle konteyner kentte sığınmacılar için yapılan çalışmaları görüşen Lohan, konteyner kent içerisindeki sosyal tesis ve anaokulunu gezerek, çocukların söylediği İngilizce şarkılara eşlik etti.

Çocuklara hediyeler veren Lohan, sığınmacıların yaptığı resim ve el sanatları kurslarını da gezdi. Burada eğitim alan Suriyeli kadınlarla sohbet ederek bir bebeği kucağına alan Lohan, Suriyeli ailelerin yaşadığı bazı konteynerlere de ziyarette bulundu.

Ailelerin hikayelerini dinleyerek kendisine ikram edilen ürünlerin tadına bakan Lohan, iki gün önce dünyaya gelen ve 'Fatma' adı verilen bir bebeği sevdi. Bebeği kucağına alan Lohan, "Sanki gözlerinde doğal bir kalem var. Çok güzel bir bebek" dedi.

Lohan, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin'in getirdiği bir Cumhuriyet altınını bebeğin yakasına taktı.

Bir süredir hastanede akciğer kanseri tedavisi gören Tarık Akan, bu sabah saatlerinde hayatını kaybetti. 

VEFAT EDEN TARIK AKAN'IN GERÇEK İSMİ
Uzun süredir kanser tedavi gördüğü hastanede ölen Tarık Akan'ın gerçek ismi Tarık Tahsin Üregül'dü.

"ÖLDÜ" HABERLERİNİ BİZZAT YALANLAMIŞTI

Akciğer kanseri hastalığıyla mücadele eden ve son üç aydır tedavisi sürdürülen Tarık Akan, son olarak geçtiğimiz günlerde hakkında çıkan öldü haberlerini bizzat yalanlamış tedavisinin sürdüğünü açıklamıştı.

Erzincanlı Dizi ve Sinema Oyuncusu Erdal Bakır , "Oldu mu şimdi" sinema filmiyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Yapımcılığını PPM Yapım'ın, uygulayıcı yapımcılığını Merdan Yapım'ın yaptığı, yönetmen koltuğunda ise Kenan Öztürk'ün oturduğu bir mafya komedisi olan "Oldu mu şimdi" sinema filmi nisan ayında vizyonda olacak. Filmin başrollerini Yavuz Seçkin, Seda Güven, Serkan Şengül, Orhan Aydın, Hüseyin Elmalıpınar, Yakup Yavru ve Esra Sönmezer'in paylaştığı mafya komedisi olan 'Oldu mu şimdi' sinema filminde, Ankaralı Vedat'ın (Orhan Aydın) adamlarından Sıtkı karakterini usta oyuncu Erdal Bakır canlandıracak.
Oyuncu Erdal Bakır bu filmdeki 'Sıtkı' karakteri ile adından sıkça söz edileceğini , şimdiden sosyal medyada facebook ve instagramda set fotoğraflarının paylaşıldıktan sonra büyük ilgi gördüğünü, filmin mafya komedi olmasının filme ayrı bir hava kattığını söyleyen Bakır, böyle güzel bir projede yer aldığı için kendini şanslı hissettiğini , güçlü oyuncu kadrosu ile 2016 yılının en komik filmlerinin arasına gireceğin ifade etti. Ayrıca çekimler sırasında çok etkileyici ve komik sahneler olduğunu, çekim esnasında bazı sahnelerde dayanamayıp güldüklerini söyleyen Bakır , "Rol gereği yine sert duruşum ve bakışlarımla hiç konuşmasam bile kamera karşısında durmam yeterli. Seyirci artık beni kötü ve sert adam karakteri ile görmeye alıştı." dedi. Bakır, günden güne tanındığını sokakta ve sosyal medyada, facebook ve instagramda büyük ilgi gördüğünü ve bu değeri kazanmasının kolay olmadığını belirtti.

İpsala ilçesindeki uluslararası karayolunda, camekanlı simit arabasını sabah doldurduktan sonra diğer işlerinin başına dönen simitçi, akşam hasılatı almaya geliyor. İpsala'da ekmek parasını 35 yıldır simit yapıp satarak çıkaran Şendoğan Güneybaşı (55), sabah fırında pişirdiği simitleri, daha dumanı üzerindeyken İpsala Sınır Kapısı'na giden yoldaki simit tezgahına götürüyor.

Tek başına birçok işe yetişmesi gereken Güneybaşı'nın son yıllarda uyguladığı satış yöntemi müşterilerini şaşırtıyor. Yunanistan'a çıkış yapmak için sıraya giren tır şoförlerinin yoğun olduğu yerde bulunan tezgahın camekanında "1 lirayı bırak, simidi al, simitçiyi arama" yazısı yer alıyor. Güneybaşı, tezgaha her gün 100'e yakın simidi doldurduktan sonra diğer işlerinin başına dönüyor.

Güneybaşı kimi zaman ikindi kimi zaman da akşam vakti simitlerin parasını almak üzere tezgaha gidiyor. Simitlerin satıldığını ve paraların da eksiksiz tezgaha bırakıldığını gören simitçi Güneybaşı, karşılıklı güven üzerine geliştirdiği satış stratejisini 5 yıldır yürütüyor.

Tezgahtaki paraları toplamak için geldiği sırada açıklama yapan Şendoğan Güneybaşı, her yere yetişemeyince aklına "simidi kendi satan tezgah" projesinin geldiğini söyledi.

Bugüne kadar koyduğu simitlerden tamamının parasının bırakıldığı gördüğünü ifade eden Güneybaşı, "Adam yok, mecburen fırına gidiyorum, Keşan'a gidiyorum, Enez'e gidiyorum. Sabahtan 100 kadar simidi bırakıyorum bir bakıyorum 100 simit parası tezgahta. Bu karşılık güvendir. Eksik olsa da helal olsun. Bizim insanımız 1 liraya tenezzül etmez." diye konuştu.

Düşünün! Bir insanı akıllı ya da zeki olarak tanımlamak için gerekli olan özellikler nelerdir? Hafızasının ne kadar güçlü olduğu mu? Hangi okulda yüksek lisans yaptığı mı? Ne bölümden mezun olduğu mu? IQ seviyesi mi? Belki de kritik bir anda ne kadar doğru kararlar verdiği veya kötü bir durumun içinden nasıl çıkılması gerektiğini bilmesidir, bir kişiyi akıllı olarak tanımlamamızı sağlayan! Ne diyorsunuz, etrafınızda akıllı olarak gösterebileceğiniz kişiler nasıl özelliklere sahip mesela? Hepsi de iyi okullardan mı mezun olmuş? İyi işlerde mi çalışıyor? Nedir, bunun kıstası? Eğer kişiye akıllı ya da zeki diyebilmek için iyi bir eğitim almış olması gerek diyorsanız, bunun kısmen yanlış olduğunu belirteyim. Bakınız, doğru düzgün bir eğitim hayatı olmayan; ama dünyanın en başarılıları arasına girmeyi başarmış pek çok ünlü isim var. Disleksi hastalığından muzdarip olan ve liseyi bile bitirmeyen Richard Branson bunlardan bir tanesi. Oprah winfrey, James Cameron, Tom Hanks, Lady Gaga, Steve Jobs, Mark Zuckerberg de eğitim hayatında başarısız olan ünlü isimler arasında. Demek istediğim o ki bir insanı akıllı yapan okuduğu okul değil. Peki, ama o zaman ne?

Aslında soru yanlış sorulduğu için cevap bulamıyoruz. Kişiyi akıllı olarak tanımlayabilmek için bir değil, birden fazla özellik gerekiyor. Yani şu kişi şu özelliğe sahip o zaman akıllıdır, demek gerçekten saçma olur. İşte, bugün sizlere akıllı insanlarda rastlanabilecek ortak özelliklerden oluşan bir liste hazırladık. Aşağıdaki listeyi incelediğinizde, insanların sizin hakkınızda “zeki” tanımını yapıp yapmadığını görebileceksiniz. Şimdi 1 numaradan başlayın ve maddeleri okurken kendinize dürüst olun. Aşağıdaki özelliklerin hangilerine sahipsiniz? Hangileri yakınınızdan bile geçmiyor?

TASARRUF ETMEYİ BİLİRLER!

İhtiyatlı davranmak, cimrilik ya da açgözlülükle karıştırılmaması gereken bir kavramdır. Zeki insanlar da işte bu ayrımın farkında olan kişilerin başında gelmektedir. Onlar tasarruf etmenin ne demek olduğunu bilirler. Bazıları gibi temel ihtiyaçlardan kısıp da gereksiz şeyler için harcama yapmazlar. Mesela, ne mi? Örneğin, evlerinde enerji tasarruflu ampuller kullanırlar. Kredi kartı kullanmazlar, kullansalar bile gerçekten gerekli olduğu zaman başvururlar. Bir şey satın almadan önce o ürünün ne kadar gerekli olduğunu düşünür ve keyfi harcamalar yapmaktan kaçınırlar. Atıyorum, bir dergi ya da kablolu TV üyeliği yaptırmazlar. Çünkü internette istedikleri her türlü bilgiye erişebileceklerini bilirler. İşte bu durumlar gibi verilebilecek sayısız örnek var. Sonuçta zeki insanlar tasarruf etmeyi iyi bilirler.

ETRAFINDAKİ KİŞİLERE DEĞİL KENDİLERİNE GÜVENİRLER!

Evet, zeki insanların da arkadaşları, aile üyeleri, iş ortakları vardır. Ama onlar herhangi olumsuz bir durumda başkalarına değil de kendilerine güvenmeyi tercih ederler. Yani sorunlarla tek başına mücadele etmeyi bilirler. Onlar için üstesinden gelinemeyecek bir iş yoktur. Herkes gitse bile tek başına başarılı olabilen kişiler, zeki bireylerdir.

SORUMSUZCA HAREKET ETMEZLER!

Bu demek değil ki zeki insanlar eğlenmeyi bilmiyor, gülmüyor, gezip tozmuyor. Onlar sadece neyi nerede yapacakları konusunda akıllıca karar veriyor. Yani eğlencenin dozunu kaçırmıyorlar. Çünkü sorumluluklarının farkındalar. Örneğin; sadece canı istiyor diye sabaha kadar eğlenip, ertesi günün işlerini unutmuyorlar. Zeki insanları aptallardan ayıran en büyük fark işte bu sorumluluk bilincidir.

BAKIŞ AÇILARI GENİŞTİR!

Zeki insanlar katı görüşlü olmaktan her zaman kaçınırlar. Onlar yeniliklere açık olmanın ve farklı düşünebilmenin ne kadar önemli olduğunu bilirler. Düşünce veya inanışları yanlış diye kendilerini yenilgiye uğramış gibi hissetmezler. Bunun yerine doğrusunu öğrenmeye çalışır ve kendilerine kattıkları değer için mutlu olmayı tercih ederler.

HATALARA ODAKLANMAZLAR!

Zekiler de hata yapar evet! Ancak onlar yaptıkları hataya değil, onu nasıl düzeltebileceklerine odaklanırlar. Yani “vah efendim, ben böyle bir hatayı nasıl yaptım” değil, “bu hatayı nasıl bir daha tekrarlamam?” şeklinde düşünürler. Zaten başarılı şirketlerin stratejileri de bu şekilde işlemektedir. Sonuçta yapılan bir hatadan ders çıkartıldığı takdirde, o hata sizin için zarardan çok faydaya dönüşecektir.

GEÇMİŞE SÜNGER ÇEKMENİN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLİRLER!

Ne yazık ki insanın geçmişini silmesine yarayacak bir teknoloji henüz icat edilmedi. Bu nedenle, şu geçmişte yaşama olayından kurtulmak lazım. Bakınız, akıllı insanlar geçmişlerinden ders çıkartma işinde nasıl da usta olmuşlar. Çünkü geçmiş adı üstünde geçmiş gitmiştir. Yani onun üzerine uzun uzadıya düşünmeye gerek yoktur. Zeki kişiler de tam olarak böyle yapar. Her zaman yarın odaklı düşünürler ve yarın odaklı olabilmek için bugün yapılması gerekenleri eksiksiz olarak yerine getirirler. Geçmişe saplanıp kalmanın kimseye yararı olmayacağını bilirler.

ŞANSA İNANMAZLAR!

Evet, akıllı insanlar diğerlerinin aksine şansa inanmayanlar arasındadır. Yani ortada bir sorun varsa, onun iyi şans sayesinde ortadan kalkacağına ihtimal vermezler. Bunun için ellerinden ne geliyorsa yaparlar ve karşılaşabilecekleri neticeye hazırlanırlar. Hayatlarındaki hiçbir şeyin şans eseri ya da tesadüfi olduğunu savunmazlar. Sonuçta herkesin hayatında bir takım olasılıklar var ve bu olasılıkları şekillendirmek tamamen kişinin kendi elinde.

AYRINTICI DÜŞÜNÜRLER!

Zeki kişiler hem iş hem de özel hayatlarında her bir ayrıntıyı tek tek hesaplarlar. Olası tüm durumları öngörür, bunlara uygun plan hazırlar ve hiçbir işlerini şansa bırakmazlar. Örneğin bir iş mi kuracaklar? O iş hakkındaki her şeyi öğrenir, sektörün en başarılı işletmelerini incelemeye alır, hesaplamaları yapar, karşılaşabileceği ekstra durumlar karşısında yapabileceklerini düşünür ve tüm bu planlardan sonra tatmin olduysa eğer işe atılmaya karar verirler. Bu nedenle; evet, zeki insanların ortak özelliklerinden biri de ayrıntıcı düşünmeleridir, diyebilirim.

YANLIŞ YAPAR VE YANLIŞLARINDAN DERS ALMAYI BİLİRLER!

Klişe olacak biliyorum, ama hepimizin bildiği gerçek şu ki hatasız kul olmaz. İster dünyanın en zeki insanı olsun, isterse en başarılısı; herkes mutlaka hata yapar. Sonuçta bu doğamızda var, değil mi? Yaptıklarımızdan ders ala ala bugünlere kadar gelmedik mi? Deneyip yanılma yöntemi değil mi bizi bugünlere kadar getiren silahımız? Elbette, öyle! Doğal olarak zekiler de zaman zaman yanlış kararlar alabilmektedir. Ama onlar yaptıkları yanlışın ne olduğunu iyice anlar ve onu bir daha asla tekrarlamazlar. İşte akıllıları diğerlerinden ayıran bir özellik daha! Yapılan bir hataya tekrar düşmemek!

BELİRLENEN YOLDAN ŞAŞMAZLAR!

Zeki insanların başkalarının düşüncelerinden çok fazla etkilenmediğini söyleyebilirim. Evet, farklı fikirlere karşı her zaman açık olurlar; ancak bir şeyin doğru olduğuna karar verdikleri zaman onları bu düşünceden caydırmaya kimsenin gücü yetmez. Diğer bir deyişle; insanlar onun fikrine katılmıyor diye, o düşünceden vazgeçmek gibi bir hata yapmazlar. Çünkü zaten olabilecek her türlü şeyi düşünmüş ve en iyisinin o olacağına karar vermeden önce sayısız farklı ihtimali hesaplamışlardır. Bu etapta, başkalarının onun fikrine katılmaması zeki bir kişinin alacağı kararda hiçbir etki yapmayacaktır. Sizin anlayacağınız, akıllı insanlar doğrularını sonuna kadar savunurlar.

KONUŞMALARINDA ÖLÇÜLÜ OLMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLİRLER!

Zeki insanlar yapacakları konuşmalarda, açıklamalarda, ileride onlar güçsüz gösterebilecek kelimeleri kullanmaktan kaçınırlar. Yani öyle büyük büyük sözler vermezler. Çünkü onlar eylemlerin kelimelerden çok daha üstün ve etkili olduğunu bilirler. Bu nedenle beklentiyi yükseltmek yerine, kısa süre sonra bunu gerçeğe dönüştürmeyi tercih ederler. Yoksa kürsüye çıkıp süslü püslü kelimeler kullanmakta bir sakınca yok. Önemli olan kişinin yapamayacağı sözler vermemesi! Akıllı kişilikler de bunun farkında olarak hareket eder.

GÜNCEL GELİŞMELERİ TAKİP EDERLER!

Biliyorsunuz ki dünya sürekli olarak değişiyor. 10 sene öncesinde doğruluğundan emin olduğumuz bir şey bugün kulağa deli saçması gibi gelebiliyor. Akıllı insanlar da bu durumun farkında olarak, etraflarında yaşanan gelişmeler karşı her zaman açık oluyorlar. Çünkü biliyorlar ki dünyanın hızına yetişemezseniz, asla başarılı olamazsınız. İşte bu nokta da zekiler ile diğerlerini ayıran özellikler arasında çarpıyor. Aptallar saçma sapan işlerle vakit harcarken, zeki kişilerse dünyadaki gelişmelerden haberdar olmak için zaman ayırıyordur. Bu da kişinin başarılı olmasında önemli bir belirleyici oluyor.

KENDİLERİNE KARŞI DÜRÜST OLURLAR!

Zeki insanlar her konuda kendilerine karşı dürüst olmayı öğrenmiş kişilerdir. Bir işe mi başlayacaklar? O iş için harcanması gereken zamanın ve emeğin ne kadar çok olacağını bilirler. Başarılı olmak için vazgeçilmesi gereken eğlenceli aktivitelerin, arkadaşlıkların, hobilerin vs… farkında olurlar. Gerçekçilik onların doğasından vardır. Hayata toz pembe gözlüklerden bakmaz, yaşamanın bazen ne kadar zor olduğunu bilirler. Uzun lafın kısası, akıllı insanlar kendilerine asla yalan söylemezler.

YETENEKLERİNİ ASLA KÜÇÜMSEMEZLER!

Eğer zeki biri size herhangi bir konuda “iyiyim” diyorsa, onun uzmanlığına güvenebilirsiniz. Çünkü sadece aptallar her alanda iyi olduklarını öne sürebilir. Akıllı insanlar ise bunu sadece kendi yeteneklerinden emin oldukları zaman yaparlar. Zira onlar yeteneklerini çok önceden fark etmiş ve bunu geliştirmek için çalışmışlardır. Her konuda değil, belirli bir konu üzerine yoğunlaşmış ve o alanda gerçekten başarılı olmuşlardır.

GEREKSİZ RİSKLER ALMAZLAR!

Akıllı insanlar bir risk almadan önce, onun bu riske değip değmeyeceğini hesaplarlar. Yani aptal cesareti olarak tanımlanabilecek saçma nitelikler, akıllı insanlarda görülemeyecek özellikler arasındadır. Sonuçta “büyük düşün, büyük oyna” teorisinin cazibesine kapılıp gidenleri zeki olarak nitelendirmek, zekilere yapılacak bir hakaret olur. Onlar şans faktörünü eleyip, başarı oranlarının yüksek olduğu işlere girer ve alacağı risk oranının minimum olmasına dikkat ederler. Sizin anlayacağınız, akıllı kişiler asla gereksiz yere risk almaz.

Trabzon ili Düzköy ilçesine bağlı Haçkalı Hoca Baba Yaylası sakinlerinden, hatırı sayılır kişilerinden olan Yusuf Derin'e ait yayla evi, kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından yakıldı. Jandarmanın olay yeri inceleme ekibi, olay yerinde çalışma yaparak delilleri topladı. Faili meçhul bu olayın zanlılarının bulunması için adalete güvendiğini söyleyen Yusuf Derin şöyle konuştu:
"Şahsımıza ait yayla 27 Ekim tarihinde biri veya birileri tarafından yakıldı. Allah'tan biz içerisinde değildik. İçerisinde tüm eşyalarımız da yandı. Daha önce de çevrede buna benzer yakma olayları  oldu. Bugün benim evimi yakanlar yarın diğer komşumuzun, diğer köylümüzün evini yakacaklar. Zanlıların bulunması için yetkililerden yardım istiyoruz""DAHA ÖNCE DE YAYLADA KUNDAKLAMA OLAYLARI OLDU"
Yaylada daha önce de benzer yakılma olaylarının olduğunu ifade eden Yusuf Derin, komşularına ait bir kaç evin daha geçmişte yine kimliği belirsiz kişiler tarafından yakıldığını, çevre halkının maddi - manevi zarar gördüklerini, bır kısım kundaklama olaylarının ise hala faillerinin bulunmadığını, mağduriyetlerin giderilmediğini söyledi. Şahsının daha önce aynı evin bulunduğu arazi için bir kaç komşusuyla davalık olduğunu, kendisine sebepsiz yere dava açtıklarını da belirten Yusuf Derin, dava konusu olan yerin büyüklerinden kalma bir yer olması hasebiyle mahkemede bu davalardan beraat ettiğini, elinde mahkeme kararı olduğunu vurguladı.

Son olarak meydana gelen kundaklama olayında da kendisine bu davayı açan kişilerden şüphelendiğini ifade eden Yusuf Derin, yetkililerden yardım bekliyor.
 

Dünyanın en yaşlı insanı olma ünvanını elinde bulunduran 146 yaşındaki Mbah Gotho, basın mensupları tarafından görüntülendi. Endonezya'nın orta Java bölgesinde yaşayan ve Dünyanın en yaşlı insanı olma ünvanını elinde bulunduran 146 yaşındaki Mbah Gotho, yaşadığı evinde basın mensupları tarafından görüntülendi. 10 kardeşini, 4 eşini ve bir çocuğunu toprağa veren Gotho, “İstediğim tek şey ölmek” diyor. Endonezyalı Mbah Gotho, 1992 yılından bu yana ölümü beklediğini söylüyor.

Salanın da şakası mı olur? Gaziantep'in İslahiye ilçesi Fevzi Çakmak Mahallesi Hatay Bulvarı üzerinde market işletmeciliği yapan Ömer Demirel'e arkadaşları şaka yaparak, camiden salasını verdi. Belediye hoparlöründen öldüğü yönünde anons edilen Ömer Demirel'in, kalp hastası eşi Medine Demirel ise olayı duyunca fenalaşarak, İslahiye Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Yüzlerce kişi baş sağlığı için aradığı Ömer Demirel'in ev ve cep telefonunda aradığında, ölmediğini öğrenince büyük şok yaşadı. Ölmediğini anlatmakta zorlanan Demirel, hastanedeki eşine ulaşarak, ölmediğini söyledi. Daha önce benzer bir şakayı arkadaşına yaptığını anlatan Ömer Demirel, yaşanılanları şöyle anlattı:

"Daha önce iş yerinde otururken, bana şaka yapan arkadaşın iş yerinin açık olmadığını gördüm. Bunu gören diğer arkadaşlar bana, 'Osman nerede, niye gelmemiş' dediklerinde ben şaka olsun diye 'Osman'a kamyon çarptı, şimdi hastanede' demiştim. Bunu duyan ailesi ve arkadaşları, olayı ciddiye alarak, hastaneye gitmişler.

Hastanede aradıklarında Osman'ı bulamamışlar ama kimseye de bir şey olmamıştı. Şaka yaptığım arkadaşım da, bana bir gün iyi bir şaka yapacağım diyerek, beni uyarmıştı. Ben de eşim kalp hastası yapma demişti. 2 Ekim Pazar günü vefat ettiğim yönünde anons yaptırmış. Selayı ben de duydum, çok şaşırdım. 'Allah Allah, başka Ömer Demirel de mi varmış', diye düşündüm. O gün köyde olan eşim de haberi almış, duyar duymaz ise fenalaşarak İslahiye Devlet Hastanesine kaldırılmış. Eşimin rahatsızlandığı haberini duyunca hastaneye gittim, eşim sapasağlam beni karşısında görünce önce şaşırdı, sonra da rahatladı. Okunan sela üzerine en az 500 kişi aradı, telefonlarım susmadı. Selayı duyanların arasında annem de vardı, o da kalp hastasıydı. Hemen bana ulaştı, sağlam olduğumu öğrenince sevindi." 

"Bir daha böyle şaka yapmayacağım"

Bu şakada arkadaşını suçlayamadığını belirten Ömer Demirel, bir daha böyle bir şaka yapmayacağını söyledi. Yaptığı daha önceki bir şakanın karşılığını bulduğunu vurgulayan Demirel, "Bu şakalar iyi değil. Ancak bu şakada kendim ettim, kendim buldum. Arkadaşıma benzer şakayı ben yaptım, o da karşılığını böyle verdi. Böyle şakaları kimsenin yapmasını tavsiye etmem, çök kötü oluyormuş. Ben tövbe ediyorum kimseye bir daha böyle şaklar yapmayacağım"dedi. 

Müftülük harekete geçti

İlçe Müftülüğü İslahiye ilçesinde benzer şakaların yıllardan beri yapıldığını ama son şakaya kadar bir sıkıntı yaşanmadığını söyledi. Pazar günü yapılan şaka ve ardından bir kişinin hastanelik olması nedeniyle selayı getiren vatandaşlar ve okuyan imam ya da müezinler hakkında bir takım zorunluluklar getirildiğini açıkladı.

İslahiye Sıdıka tayyar Hatun Cami Müezzini Mehmet Kargın, müftülüğün yeni uygulaması ile cenaze ilanını, selayı okutmak isteyen kişinin TC kimlik numarası ve telefon numarası ile birlikte alınacağını söyledi. Şakaya alet olan imam ya da müezinler hakkında idari ve adli işlem başlatılacağını da belirten müezzin Kargın, "Bu şakalara maruz kalanların yakınları hastanelik oluyor. Allah korusun ölümler de olabilir. Düşünün eşini sabah işe gönderen bir hanım kardeşimiz eşinin salasını duyuyor ve öğle ya da ikindi cenaze kaldırılacaktır deniliyor. Ancak ortada cenaze yok. Bu durumda ailesi etkilendiği gibi çevredeki vatandaşlarımızda çok etkilenebiliyor. Artık müftülük olarak cenaze ilanı veren kişinin TC kimlik numarası ve telefon numarasını alacağız. Aksi takdirde asla selayı okumayacağız. Yanlış ya da şaka yolu ile yapılan selaları okuyan arkadaşlarımız hakkında önce ilçe müftülüğümüzde, sonra da ilçe emniyet müdürlüğünde yasal işlem başlatılacaktır" dedi. 

Din İşleri Yüksek Kurulu, “Namazı normal şekli ile ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan namazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar” dedi.

"İBADETTE SAMİMİYET OLMALI"

Diyanet, din görevlilerine yazı göndererek, “Kul Rabbi’ne ibadet ederken hem özde samimi olmalı hem de dinin belirlediği şekil şartlarını tam olarak yerine getirmeye özen göstermelidir. Özen ve hassasiyet eksikliğinden dolayı Rabbine karşı sorumlu olacağı bilincinde olmalıdır. Bu sebeple namazını tabure, sandalye ve benzeri şeyler üzerinde kılan müminin ileri sürdüğü mazeretleri kendisini vicdanen rahatlatacak boyutta olmalıdır. Namazı asli şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedenî rahatsızlıklar bu konuda meşru mazeret olarak görülmemelidir” dedi.

"GÜCÜ YETEN AYAKTA KILMALI"

"Namazın rükünlerden herhangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi hâlinde namaz sahih olmayacağını" dile getiren Diyanet, namazın rükünlerinden herhangi birini yerine getirmeye engel olan rahatsızlıkların da kolaylaştırma sebebi sayıldığını kaydederek, “Buna göre; namazı normal şekli ile ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar” ifadelerine yer verdi.

Diyanet son olarak, şunları söyledi:

“Camilerde sandalyede namaz kılmak, göze hoş gelmeyen bir görüntü ortaya çıkarmakta ve cemaat arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Özellikle üzerinde namaz kılmak amacı ile camilerde sıralar hâlinde sabit oturakların yapılması, cami doku ve kültürüyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple hastalık ve özürlülük gibi herhangi bir rahatsızlığı bulunan kimselerin, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmaları uygundur."

"KAHVEHANEYE BENZETECEKLER"

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İlahiyatçı Yazar Osman Ünlü, tabureyle namaz kılmanın dinen uygun olmadığını, fıkıh kitaplarında namazın nasıl kılınacağının yeteri kadar anlatıldığını söyledi. Kitaplarda yer alan namazı ayakta kılamayanlar için ‘oturarak kılın’ yazılarının yanlış yöne çekildiğini kaydeden Ünlü, “Burada oturmaktan maksat bağdaş kurarak namaz kılın anlamındadır. Bağdaş da kuramıyorsa o zaman ayaklarını kıble istikametinde uzatın ve o şekilde namaz kılın. Secdeye de nasıl gider derseniz de secdeye gitmesine hiç gerek yok. Çünkü ayaklarını kıbleye istikametine uzatmıştır. Tekbirini oturduğu yerde alır, ellerini bağlar, rükû için de biraz eğilir. Secde için de bundan biraz daha eğilir buyuruluyor. Dinimizin, nasıl kılınacağı konusu anlatılırken ayakta duramayanlar için bu bildirilmiştir” diye konuştu. Her şeyin çok açık ve net bir şekilde yazıldığını ifade eden Ünlü, “Son zamanlarda bakıyoruz ki vatandaşlar kendi inisiyatifiyle taburelerini alıyor camiye geliyor. Bir baktık ki bu iş çığırından çıkmış bir vaziyet alıyor. Ondan sonra da camilerde hususi yerler yapılmaya başlanılıyor. Neredeyse kahvehaneye, kafeye benzeteceklerdi. Bunun önüne geçmek için Diyanet İşleri açıklamalarda bulundu. Oysaki kitaplara bakılsa bunlara hiç gerek kalmayacak” dedi.

.

.

.

Advertisement
En son haberleri e-posta ile almak için lütfen e-postanızı yazın.