AĞIRMAN'DA MİMAR SİNAN'IN İZLERİ

Kültür
Typography

Kayseri merkezinden karayoluyla yarım saat uzaklıktaki Ağırnas beldesinde  Mimar Sinan 1489’da Ermeni ya da Rum bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. 21 yaşına kadar burada yaşamış. "Ağırnas olmasaydı ben de olmayacaktım, köyüm beni yetiştirdi" sözüyle doğduğu yere minnettarlığını belirtmiş.

Ağırnas bugün, Kayseri’nin Melikgazi ilçesine bağlı dört bin nüfuslu bir belde. Volkanik arazide kurulmuş. Verimli toprakları sınırlı. Tarlalardan her yıl verim alınamıyor, nadasa bırakmak gerekiyor. Tarım yapılamaması yüzyıllar önce kasaba halkını el sanatlarına yönelmeye teşvik etmiş. 15.yy kayıtlarına göre, kasabanın çoğunluğu Rum olan nüfusu dokumacılığa, taş ustalığına yönelmiş. Yine eski kayıtlar, kasabada üretilen kumaşların 17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’ya satıldığını gösteriyor. Ağırnas Boğası adlı ince pamuklu kumaşın şöhreti yüzyıllardır sürüyor. 
Aynı dönemde, kasabanın taş ustaları da Osmanlı İmparatorluğu’nun dört bir yanına dağılmış, önemli yapıların inşaatlarında çalışmış. Kahire, Edirne, Rodos, Girit, Kıbrıs, Şam, Belgrad, Halep gibi birbirinden çok uzak coğrafyalarda gördükleri kültürel değerleri kasabalarına taşımış. Dünyayla bu kadar yakın ilişkide olması Ağırnas’taki hayatın mimariden giyime, hatta mutfak kültürüne kadar zenginleşmesini sağlamış. Halkın Kayseri aksanı yerine İstanbul aksanıyla konuşması da bu özelliğe bağlanıyor.

MİMARİ ÖĞRENCİLERİNİ AĞIRLIYORLAR
Sinan’ın yaşadığı düşünülen evi, 1950’lerde, Prof.Dr. Afet İnan tespit etmiş. Geçtiğimiz yıllarda da Sinan’ın soyundan gelme Ahmet Öztaş’tan bu ev satın alınmış. Ev ilginç bir mimariye sahip. Bazı bölümleri, Kapadokya’daki benzerleri gibi kayalara oyulmuş. Bu kısımların Roma ve Bizans zamanından kaldığı düşünülüyor. Üstte ise Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde yapılmış katlar var. Başarılı bir restorasyondan sonra bu binada üniversite öğrencileri için yaz aylarında çeşitli faaliyetler düzenlemeye başlamışlar. Özellikle mimarlık ve güzel sanatlar öğrencileri tarihi bir ortamda keyifli zaman geçirip, eğitim alıyor. ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen’in de desteğiyle beldede çok güzel işlere imza atılmış. Ağırnas’a ilk kez öğrenciyken 1956 yılında gelen Prof. Dr. Metin Sözen’in "Çağların Mimarı Sinan" ve "Sinan Dönemi Sanatları" isimli iki kitabı var. Sözen, Ağırnas’ta yaratılan sinerjinin Türkiye’deki tüm tarihi kentlere yayılması için elinden geleni yapıyor. 

EVLERİN ALTINDAKİ DEHLİZLER YERALTI ŞEHİRLERİNE AÇILIYOR
Ağırnas’ın Rumları 1924’teki nüfus mübadelesinde topraklarını terk etmek zorunda kalmış. Geride bıraktıkları izler bugün de ayakta. Kasabanın dört kilisesinden biri, 1857’de yapılan Agios Prokipios restore edilmiş. Şu anda Ağırnas Kültür Sanat Müzesi olarak kullanılıyor.  Ağırnas’tan Yunanistan’a göçen Rumlar Gümülcine’de bir dernek kurmuş. Üyeleri arada bir ziyaret için buraya geliyor.
Muhteşem taş binaların olduğu ve birçok kişinin taş ustalığını sürdürdüğü Ağırnas’ın sokaklarında dolaşmak büyük keyif. Kasabada bezir yağı üretiminde kullanılan tarihi bezirhanelerin bir kısmı duruyor. Ağırnas’ta Mimar Sinan’ın yaptığı iki de çeşme bulunuyor. Kasabadaki eski Rum evleri dehlizlerle birbirine bağlanmış. Dehlizler tehlike anında kullanılmak üzere yeraltı şehirlerine açılıyor. Bazı evlerin girişinde eski sahiplerinin taşa kazınmış isimlerini görüyorsunuz. Birinde Yakovos Karatıraşoğlu adı okunuyor. Evin yeni sahipleri kasabanın diğer sakinleri gibi çok misafirperver. Hemen içeri buyur ediyor, elinize elmalar tutuşturuyor, evlerin altında bulunan ve kiler olarak kullanılan mağaraları gezdiriyor. Ayrıca Gülabsuyu dedikleri bir meyve suyu ikram ediyor. Yüzlerde gülümseme daim, yürekler ise hálá masumiyet çağında. Ağırnas’tan ayrılırken bize gönüllü rehberlik yapan 76 yaşındaki Hasan Özcan’ın büyük usta için yazdığı şiir aklıma geliyor:

Kanasın şu kalbim kanasın / Sen Ağırnas’ta doğmuş Abdülmenen oğlu Sinan’sın / Sanatınla dünyalara ün salmışın / Hanlar, hamamlar, kervansaraylar, köprülerle isim yapmışın / Eskileri doğurmuyor analar, yeni eserlerden çıkmaz manalar / Şu asırda betonarme binalar, iki yıl geçmeden çöküyor Sinan’ım...

ÜÇ PADİŞAHIN SARAY MİMARI
İmzasında "El Fakirül Hassai Ser Mimarani Sinan" yazan Mimar Sinan’ın (1489-1588) sadece İstanbul’da yüzün üzerinde eseri var. Kanuni, II.Selim ve III. Murad’a hizmet eden Sinan uzun yıllar Osmanlı ordusunda görev yaptıktan sonra, 1546 yılında saray mimarı olmuş. 1548’de ilk önemli işi olan İstanbul’daki Şehzade Camii’ni bitirmiş. Ardından Belgrad Ormanı’ndaki su kemerlerini ve Süleymaniye Camii’ni yapmış. 1569-1575 arasında Edirne’de ustalık eseri Selimiye Camii’ni inşa etmiş. Son yıllarını ise Mekke’deki Harem-i Şerif Camii’nin restorasyonuna harcamış. Klasik Osmanlı cami mimarisini mükemmelleştiren Sinan’ın eserleri arasında İstanbul’daki Büyükçekmece Köprüsü, Tophane-i Amire, Çemberlitaş Hamamı, Haseki Hürrem Sultan Hamamı, Fındıklı Molla Çelebi, Mihrimah Sultan, Piyale Paşa, Kılıç Ali Paşa, Rüstem Paşa ve Sokullu Mehmet Paşa camileri bulunuyor. Mütevazı bir hayat yaşayan mimarın sade türbesi Süleymaniye Camii kompleksi içinde.

MİMAR SİNAN'IN TORUNLARININ TAŞLA İMTİHANI

Mimar Sinan'ın doğduğu kasaba olan Kayseri Ağırnas'ta insanlar, babadan oğula geçen taş kırma mesleğini sürdürüyor. Tam anlamıyla ekmeklerini taştan çıkartan Mimar Sinan'ın torunları, taş ocaklarında duvar için kullanılmak üzere balyozla kestikleri taşın tanesini 75 kuruştan satıyor.

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile