Gazeteci Yazar Mahmut Övür 15 Temmuz gecesi yaşananlara ilişkin çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Övür, 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yayınlanmayan konuşmasının nedenlerini aradı. Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür 15 Temmuz’da gerçekleşe alçak girişim ile ilgili çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

İşte Övür’ün o yazısı:

Üzerinden 4 aydan fazla geçti ama hâlâ o 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk konuşmasına ilişkin soru işaretleri giderilemedi.

O gece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, CNNTürk'te Hande Fırat'a konuşmadan önce Marmaris'te yerel gazetecilere konuştuğu biliniyor. Ama o konuşma nedense ana akım medyada yayınlanmadı ve Türkiye gibi iletişimde hayli başarılı olan bir ülkede, hedef kitleye ulaşmadı. Sevgili Haşmet Babaoğlu birkaç gün önce şu satırları yazdı: "Cumhurbaşkanı'nın Marmaris'te gazetecilere yaptığı ilk açıklamanın neden yayımlanamadığını (hatta ortadan kayboluşunu) kabul edilemez buluyorum. Hâlâ tatmin edici bir izah yok!"

Olayı biraz açalım. O gece darbe veya kalkışma 22.30'dan sonra netleşince Cumhurbaşkanı Erdoğan da bulunduğu Marmaris'te yerel gazetecileri çağırıyor ve bir açıklama yapıyordu. Ancak bu açıklama Anadolu Ajansı (AA) dahil hiçbir yerde yayınlanmadı. Sorunun en önemli muhatabı hiç kuşkusuz AA ve Genel Müdürü Şenol Kazancı. Kazancı'yı TRT World gecesinde görünce o geceyi sordum. O da hem o gece yaşanan kaosu, karmaşayı hem de o konuşmanın başına gelenleri anlattı:

"Sadece bizim değil, orada hiçbir kurumun profesyonel ekibi yoktu çünkü kimse cumhurbaşkanının orada olduğunu bilmiyordu. Açıklama haberi gelir gelmez, yerel muhabirleri gönderdik. Onlar da teknik olanaklar açısından yetersizdiler. Bize sadece cep telefonu üzerinden bir görüntü gönderildi ama o da kullanılacak gibi değildi. Tabii biz açıklamayı yazılı olarak abonelerimize geçtik ancak görüntü aktarmada sıkıntı yaşadık. Devreye bir de görüntünün önce İstanbul'a geçilip izin alınması meselesi girince iş uzadı ve yayın gerçekleşmedi.

Burada arkadaşlarımızın ihmali de söz konusu. Bu yüzden de soruşturma açtık. Olay budur."

İşin AA boyutu böyle de diğerleri ne durumda?

O gece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasını almak için giden yerel gazeteci sayısı 12... Sadece AA değil, İHA ve DHA gibi ajanslar da var. Saat 00.04 gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmak için kapıya çıkıyor. Yani CNN Türk yayınından yaklaşık 20-22 dakika önce. Ve CNN Türk'teki konuşmadan daha ayrıntılı ve 7 dakika süren bir konuşma yapıyor. O gece bir ayaklanma olduğunu, bunu silahlı kuvvetlerin içindeki bir azınlığın yaptığını söylüyor ve halka şöyle sesleniyor: "Bu yapı gereken cevabı alacaktır. Cumhurun kendisini meydanlara çağırıyorum. Şehirlerimizin meydanlarında halkımızla el ele olacağız. Bu kalkışmayı yapanlara gereken dersi orada vereceğiz."

İşin belki de en ilginç yanı bundan sonra yaşanıyor. Çünkü o konuşma anında yerel Gündem gazetesi sahibi Temel Irmak tarafından Facebook'ta canlı yayınlanıyor. Ama ne hikmetse bu yayını ne ajanslar ne de televizyonlar görüyor. Neden sorusuna bugüne kadar tatmin edici bir cevap verilmiş değil. Gazeteci Irmak, o gece yayınını 30 bin kişinin takip ettiğini, birçok insanın meydanlara o yayından sonra çıktığını, hatta Almanya ve İsrail'den arandığını söylüyor ve ekliyor:

"Biz o gece tarihe tanıklık ettik ama ne yazık ki sadece o gece değil sonrasında da kimse yerel medya olarak bizi görmedi, görmek istemedi. Bu suskunluğu anlamış değilim."

Çok açık, medya toptan o ilk konuşmayı görmedi. Arkasında büyük tezgâhlar, korkulardan kaynaklanan beklentiler aramayalım ama bu durumun da peşini bırakmayalım, neden acaba?.

Bir devlette yasama ve yürütme organlarının halk tarafından ayrı ayrı seçilerek göreve getirildiği ve dolayısıyla birbirlerine karşı değil halka karşı sorumlu olduğu, görev sürelerinin sabit olduğu, yasama ve yürütme organları arasında yetki ve görev ayrımının net bir şekilde yapıldığı hükümet sistemine Başkanlık Sistemi denir.

Bu sistemde yürütme organı yasama organını feshedemez, yasama organı yürütme organını istisnai durumlar haricinde görevden alamaz. Yargı organı ise bağımsızdır. Bu özellikleri dolayısıyla “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin sert bir şekilde uygulandığı bir hükümet sistemi olarak kabul edilir. Başkanlık sistemi kendi içinde farklı modeller şeklinde uygulanmaktadır. Her ülke kendi özgün şartlarına göre bir model geliştirmiştir.

Bununla birlikte başkanlık sistemi, başbakanlı ve başbakansız olmak üzere kabaca ikiye ayrılabilir. Veya bakanlar kurulu üyelerinin başkanın teklifi ve yasama organının onayı ile atandığı model ya da doğrudan başkan tarafından atandığı model olmak üzere yine iki ana gruba ayrılabilir. Başkanlık sistemi günümüzde 59 ülkede uygulanmaktadır.

ABD'DE BAŞKANLIK SİSTEMİ VAR

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) elebaşısı Fetullah Gülen'i iade etmeyen ve terör örgütü PKK'nın Suriye kolu PYD'ye destek veren ABD de Başkanlık Sistemi ile yönetiliyor.

1- BAŞKANLIK SİSTEMİ, CUMHURİYET’TEN BAŞKA BİR REJİME GEÇİŞİ GEREKTİRİR Mİ?

Başkanlık ve yarı başkanlık sistemini uygulayan bütün ülkeler cumhuriyet rejimine sahiptir. Parlamenter sistem uygulayan 76 ülkenin 28 tanesinde cumhuriyetle yönetilmemektedir. Bu durum, Cumhuriyet’in başkanlık sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir.

2- BAŞKANLIK SISTEMI DİKTATÖRLEŞMEYE YOL AÇAR MI?

Başkanlık sisteminde “kuvvetler (erkler) ayrılığı” ilkesi net bir şekilde uygulandığı için yasama ve yürütme yetkileri tek elde toplanmaz veya yetki temerküzü yaşanmaz. Sistemin potansiyel olarak taşıdığı “siyasî kilitlenme” (political gridlock) olgusu, kuvvetler arası uyumu ve uzlaşmayı teşvik eder. Buna karşılık parlamenter sistem uygulayan ülkelerde de geçmişte sık sık askerî darbelerin yapıldığı ve kısa veya uzun süreli diktatörlüklerin ortaya çıktığı bilinmektedir. Sözgelimi Türkiye’de 1997’de, Pakistan’da 1999’da, Solomon Adaları’nda 2000’de, Bangladeş’te 2007’de ve Tayland’da 2014’te darbe yapılmış ve görevdeki hükümet düşürülmüştür.

3- BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEÇİLİRSE, ABD’DEKİ GİBİ EYALETLER Mİ KURULACAK?

Başkanlık sistemi bir hükümet modelidir. Federalizm ise bir devlet modelidir. Dolayısıyla başkanlık sistemi ile federalizm birbirinden tamamen farklıdır. Başkanlık sistemi uygulayan ülkelerin büyük çoğunluğu üniter devlettir. Diğer taraftan parlamenter sistem uygulayan, fakat federal devlet modelini benimsemiş ülkeler de bulunmaktadır. Almanya, Belçika, Hindistan, Kanada ve Avustralya bunlara örnek olarak verilebilir. Bir ülke üniter yapısını koruyarak da başkanlık sistemini uygulayabilir. Eyaletlerin kurulması diye bir zorunluluk yoktur. Türkiye’de genel eğilim, başkanlık sisteminin üniter yapının korunarak uygulanması yönündedir.

4- TÜRKİYE’DE GEÇMİŞ DÖNEMLERDE BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMAYA AÇILDI MI?

Başkanlık sistemi bir çok lider tarafından gündeme getirildi.

Turgut Özal: Parlamenter sistemde denetim yoktur. Oysa başkanlık sisteminde kesin olarak kuvvetler ayrılığı vardır.

Süleyman Demirel: İsterdim ki, Türkiye’de başkanlık sistemini yapalım. Devlet büyük, ülke büyük, halk çok dinamik biz bu ülkeyi idare edemiyoruz. Sistemde değişiklik yapmamız lazım.

Alparslan Türkeş: Tarih ve töremize uygun olarak Başkanlık Sistemi’ni savunuyoruz.

Muhsin Yazıcıoğlu: Başkanlık sistemi ile sistem yeniden düzenlenmeli. İcranın meclis dışına çıkarılması lazım. Biz başkanlık sistemini savunuyoruz.

5- BAŞKANLIK SİSTEMİ GERİ KALMIŞ ÜLKELERE MAHSUS BİR HÜKÜMET MODELİ MİDİR?

Dünya Bankası’nın 2015 yılı verilerine göre dünyanın ekonomik açıdan en büyük yirmi ülkesinin;

5 tanesinde başkanlık sistemi
2 tanesinde yarı başkanlık sistemi
10 tanesinde parlamenter sistem
1 tanesinde tek partili hükümet sistemi
1 tanesinde meclis hükümeti modeli
1 tanesinde mutlak monarşi uygulanmaktadır.

Toplam gayrîsâfî millî hâsıla değerleri açısından bakıldığında;

Başkanlık sistemi uygulayan ülkeler: 23,3 trilyon ABD Doları
Parlamenter sistem uygulayan ülkeler: 21,9 trilyon ABD Doları
Yarı başkanlık sistemini uygulayan ülkeler: 4,6 trilyon ABD Doları
Diğer sistemleri uygulayan ülkeler: 11,8 ise trilyon ABD Doları

6- BAŞKAN, YARGIYA EMİR VEREBİLİR Mİ?

Başkanlık sistemi yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına dayanmaktadır. Yargı organlarının üyelerinin seçilmesi veya göreve getirilmesinde yasama ve yürütme organlarının yetkisi arasında dengelenmiştir. Yargı mensuplarının atanması sürecinde nihaî yetkinin yasama organında olması, yargıyı başkanın etkisinden kurtarmaktadır.

7- BAŞKAN İSTEDİĞİ KİŞİYİ DİLEDİĞİ YERE ATAYABİLİR Mİ?

Başkanlık sistemi uygulayan ülkelerde kamu bürokrasisindeki bütün üst düzey atamalar (valiler, büyükelçiler, komutanlar, müsteşarlar vb.) yasama organının onayına bağlıdır. Bu nedenle başkan atamalarda tek yetkili merci değildir.

8- YASAMA ORGANI, BAŞKANI GÖREVDEN UZAKLAŞTIRABİLİR Mİ?

Başkanlık sistemi uygulayan bütün ülkelerde yasama organı, anayasada belirtilen istisnaî (ağır cezaî sorumluluk gerektiren rüşvet, vatana ihanet, görevi kötüye kullanma vb. adlî bir suçun işlenmesi gibi) hallerde başkanı görevden uzaklaştırabilir.

9- BAŞKAN YASAMA ORGANINI FESH EDEBİLİR Mİ?

Başkanlık sisteminde başkan yasama organını (meclisi) feshedemez. Buna karşılık cumhuriyetle yönetilen ve parlamenter sistem uygulayan ülkelerin tamamında cumhurbaşkanına, yarı başkanlık sistemi uygulayan ülkelerin tamamında ise devlet başkanına yasama organını feshetme yetkisi tanınmıştır.

10- BAŞKAN TEK BAŞINA KANUN ÇIKARABİLİR Mİ?

Başkanlık sisteminde kanun koyma yetkisi yasama organı olan meclise aittir ve bu yetki devredilemez. Dolayısıyla başkanın kanun yapma yetkisi yoktur.

Şemdinli’deki aldırıyı şiddetle kınadığını belirten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklaması şu şekilde:

"Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde, Durak Jandarma Karakolu önündeki kontrol noktasında 10 askerimizin ve 8 sivil vatandaşımızın şehadetine, 27 kişinin de yaralanmasına yol açan menfur terör saldırısını şiddetle kınıyorum.

Bölücü terör örgütü PKK'nın, ülkemize ve milletimize saldırma vazifesi doğrultusunda, insani ve ahlaki tüm değerlerden yoksun eylemlerini yoğunlaştırma arayışı içinde olduğu anlaşılıyor. Ankara'da teröristlerin etkisiz hale getirilmeleriyle önlenen girişimin, İstanbul'da ise 10 vatandaşımızın yaralanmasıyla neticelenen saldırının ardından yapılan Şemdinli eylemi, bunun en açık ifadesidir"

"ÖNÜNE GEÇİLEMEYEN EYLEMLER DE YAŞANABİLMEKTEDİR"

Bölücü örgüt, geçtiğimiz yıl başlattığı çukur eylemlerinin akabinde bölge halkı tarafından adeta tecrit edilmiş, dışlanmıştır. Bunun üzerine örgüt üyeleri, tıpkı FETÖ ve DEAŞ mensupları gibi, sadece kan dökmeyi, can almayı hedefleyen saldırılarla varlıklarını ispata yönelmişlerdir. Suriye ve Irak'ta hesapları olan karanlık odakların taşeronluğunu yapan bu örgütün eylem teşebbüslerinin büyük bölümü, esasen, halkımızın desteği sayesinde, güvenlik ve istihbarat kuruluşlarımızın gayretleriyle önlenmektedir. Maalesef, son Şemdinli saldırısında olduğu gibi, önüne geçilemeyen eylemler de yaşanabilmektedir"

"ÖDEDİĞİMİZ BEDELLER, İNŞALLAH BOŞA GİTMEYECEKTİR"

"Devletimiz, tüm kurumlarıyla, milletimizle el ele vererek, bölücü terör örgütünü eylem yapamaz hale getirmekte kararlıdır.

İnsan gücünden teknolojik imkanlara kadar bunun için ne gerekiyorsa seferber ediyoruz. Devletimizin ve milletimizin bekası için, yurt içinde ve yurt dışında, her türlü siyasi, diplomatik, askeri tedbiri almakta kararlıyız. Kendimizin ve çocuklarımızın daha güvenli, huzurlu, müreffeh geleceği için ödediğimiz bedeller, inşallah boşa gitmeyecektir. Şemdinli'deki menfur saldırıda şehit olan vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum."